Excerpt for Resale by bagher mahmoudi, available in its entirety at Smashwords

HAC VE UMRE AMELLERİ







AYETULLAH UZMA SEYYİD ABDULKERİM MUSAVÎ ERDEBİLÎ













Ayetullah Uzma Seyyid Abdulkerim Musavî Erdebilî’nin Fetvalarını ihtiva eden “Hac ve Umre Amelleri” risalesinin Türkçe tercümesi











Yayınlayan: Necat Yayınları

Çeviren: Seyyid Seccad Karakuş

İsteme Adresi: Safaiyye Cad. Mumtaz sk. No: 65.

Kum - İran İslâm Cumhuriyeti

Tel: 0098 - 251 - 774 52 91 - 93

Fax: 0098 - 251 - 774 21 32

Baskı Yılı: Birinci baskı 1424 H.K. 2004 M.

ISBN:

Bismillahirrahmanirahim



Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Doğrusu insanlar için (ibadet yeri olarak) kurulan ilk ev, Mekke'deki (Kâbe)dir. Âlemler için bereket ve hidayet kaynağıdır. Onda apaçık nişaneler ve İbrahim'in makamı vardır. Kim o eve girerse, güvende olur. Güç yetirip de oraya bir yol bulabilenlerin o eve yönelip haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de inkâr eder (de oraya gitmeyi kabullenmez)se, (bilmelidir ki) Allah, bütün âlemlerden müstağnidir."1

Hac Farizası, dinimizde önemli ibadetlerden biridir. Ferdî yönüyle oldukça eğitici, içtimaî yönüyle de eşsiz diyebileceğimiz büyük bir ibadettir. Ayrıca diğer ibadetler gibi her zaman, her yerde yapılabilen bir ibadet de değildir. Aksine, çoğunlukla ömür boyunca bir defa, bir çok zorluklara katlanılarak belli bir mekânda eda edilebilen bir ibadettir.

Bu nedenle de muhterem hacı adayları, bu mukaddes vazifelerini eksiksiz olarak ve bilinçli bir şekilde yerine getirebilmeleri için hac amelleriyle ilgili hükümleri yeterli ve gerekli miktarda öğrenmeli ve tam bir hazırlık içinde bu manevî yolculuğa çıkmalıdırlar.

Eskiden beri büyük din âlimleri ve müçtehitler, gerek haccın geniş ve dakik fıkhî hükümlerini, gerekse haccın felsefesini açıklamaya yönelik müstakil risaleler yazmışlardır. Hac kültürünün yaygınlaşması ve haccın yüce öğretilerinin daha iyi anlaşılması, onunla ilgili hükümlerin her asırda o asrın ihtiyaçlarına ve şartlarına uygun biçimde beyan edilmesini gerektirmektedir.

Değerli okuyucuların elinde bulunan bu kitap, bu amaçla hazırlanmış olup Ayetulah Uzma Seyyid Abdulkerim Musavî Erdebilî'nin hac ve umre konusundaki fetvalarını içermektedir. Bu risalenin hazırlanmasında emeği geçen değerli zatlara teşekkür eder, hacıların kabul olmuş bir hac ve umre ile sağlık ve afiyet içinde memleketlerine geri dönmelerini Allah'tan niyaz ederiz.

Ayetullah Uzma Seyyid Abdulkerim Musavî Erdebilî'nin Bürosu

Zilkade 1424 – Ocak 2004



Benim fetvalarımı içeren bu "Hac ve Umre Amelleri" risalesine amel etmek, yeterlidir ve mükellefiyeti kaldırır, inşaallah teala.



Seyyid Abdulkerim Musavî Erdebilî

HAC VE UMRE HÜKÜMLERİ

BÖLÜM 1:

- Hac Ve Umre Çeşitleri

- Temettu Haccını İfrad Haccına Dönüştürmek- Hacca Vasiyet Etmek

- Hacda Niyabet

- Mîkat

Hac Ve Umre Çeşitleri

1- Hac Çeşitleri

Hac, sözlükte bir hedefe yönelip ona doğru ilerlemek demektir. Fıkıhta ise hac, İslâm dininin rükünleri ve olmazsa olmazları arasında sayılan, bilinen ibadetin adıdır.

Bu ibadetin farz oluşunu bildiği hâlde onu yerine getirmekten kaçınan kimse, büyük günahlardan birini işlemiş olur. Onun farz oluşunu inkâr etmek ise, küfre sebep olur.

Hac, aslen iki çeşittir:

1- Farz hac. Buna "Haccet'ül-İslâm" denir.

2- Müstehap hac.

Aslen farz olmayan bir hac; nezir, ahit, yemin, ücret karşılığında naip (vekil) olmak ve vasiyeti kabul etmek gibi yollarla farz olabilir.

a) Farz Hac veya Haccet'ül-İslâm

Haccet'ül-İslâm'dan maksat, İslâm dininde istitaat (güç yetirebilirlik) şartını haiz olan her mükellefe farz olan hacdır. Bu hac, ömürde bir defa farz olur. Şartların gerçekleşmesi hâlinde haccın farzlığı fevrîdir; farz olduğu yılda yerine getirilmelidir. Geciktirilirse, [günah işlenmiş olur ve] bir sonraki yıl yerine getirilmesi gerekir.

Haccet'ül-İslâm'ın üç çeşidi vardır:

1- Temettu Haccı

2- İfrad Haccı

3- Kıran Haccı

Mekke-i Mükerreme'ye 48 mil, yani 16 fersah (yaklaşık 90 km) uzaklıktan gelen kimseler, temettu haccı yaparlar.

Temettu haccı, iki bölümden oluşur: "Temettu Umresi" ve "Temettu Haccı".

Hacı adayı, temettu umresini yerine getirdikten sonra, ihrama girmekle haram olan şeyler kendisine helâl olduğu ve onlardan faydalanabileceği için haccın bu çeşidine "temettu haccı" derler. Ya da şöyle de diyebiliriz: Hacı adayı, hac amellerini yerine getirmekle Allah'a yakınlaşmadan önce, umre amellerini yerine getirerek ve umre amellerinden faydalanarak Allah'a yakınlaştığı için bu çeşit hacca "temettu haccı" demişlerdir.

Temettu umresinin beş ameli vardır:

1- İhram

2- Tavaf

3- Tavaf namazı

4- Safa ve Merve arasında sa'y

5- Taksir; yani saç, sakal, bıyık veya tırnaktan bir miktar kesmek

Temettu haccının ise on üç ameli vardır:

1- Mekke'de ihrama girmek

2- Arafat'ta vakfe yapmak

3- Meş'ar'ül-Haram'da vakfe yapmak

4- Mina'da Akabe Cemresi'ni (Son Sütun'u) taşlamak

5- Mina'da kurban kesmek

6- Mina'da saçı tıraş etmek veya taksir yapmak

7- Mekke'de ziyaret tavafı yapmak

8- İki rekât ziyaret tavafı namazı kılmak

9- Safa ve Merve arasında sa'y yapmak

10- Nisa tavafı yapmak

11- İki rekât nisa tavafı namazı kılmak

12- On birinci ve on ikinci geceleri (bazı kimseler için bu iki geceye ilâveten on üçüncü geceyi de) Mina'da kalmak

13- On birinci ve on ikinci günler (bazı kimseler için bu iki güne ilâveten on üçüncü gün de) cemreleri (İlk, Orta ve Son Cemre'yi) taşlamak

Hüküm 1) İfrad haccı veya kıran haccı yapmakla mükellef olan bir kimse temettu haccı yaparsa, yeterli olmaz. Aynı şekilde temettu haccı yapmakla mükellef olan bir kimse de ifrad haccı veya kıran haccı yaparsa, yeterli olmaz. Ancak bazı durumlarda, temettu haccı yapmakta olan kimsenin temettu haccını ifrad haccına dönüştürmesi gerekebilir. Bu durumlar, ileride açıklanacaktır. Bu hüküm, Haccet'ül-İslâm görevini yerine getirmek isteyen kimseler için geçerlidir. Yoksa müstehap hac yapmak isteyenler ya da nezir veya vasiyet yolu ile farz olan haccı yerine getirmek isteyenler için böyle bir zorunluluk söz konusu değildir. Onlar, temettu haccı daha faziletli olmakla beraber, üç çeşit hacdan dilediklerini yapabilirler.

Haccet'ül-İslâm'ın Farz Olma Şartları

Haccet'ül-İslâm, birkaç şartla farz olur; şartların tamamı oluşmazsa, farz olmaz. O şartlar şunlardır:

Birinci şart: Bulûğ; dolayısıyla çocuğa hac farz olmaz.

Hüküm 2) Baliğ olmayan bir kimse hac yaparsa, sahihtir; fakat yaptığı hac Haccet'ül-İslâm yerine geçmez.

Hüküm 3) Hac için ihrama giren mümeyyiz çocuk, Meş'ar'ül-Haram'a vardığında baliğ olursa, farz ihtiyat gereği, yapmakta olduğu hac, Haccet'ül-İslâm yerine geçmez; ileride şartların oluşması durumunda Haccet'ül-İslâm görevini yerine getirmesi gerekir.

Hüküm 4) Baliğ olmadığını sanarak müstehap hacca niyet eden bir kimsenin -daha sonra- baliğ olduğu anlaşılırsa, yaptığı hac, Haccet'ül-İslâm yerine geçer.

İkinci şart: Akıl; dolayısıyla deliye hac farz olmaz.

Hüküm 5) Deli olduğu hâlde ihrama giren bir kimse, Meş'ar'ül-Haram'a varmadan önce akıllanırsa, farz ihtiyat gereği, yapmakta olduğu hac, Haccet'ül-İslâm yerine geçmez; ileride şartların oluşması durumunda Haccet'ül-İslâm görevini yerine getirmesi gerekir.

Hüküm 6) Temettu umresinden sonra deli olan bir kimsenin herhangi bir mükellefiyeti yoktur. Dolayısıyla hac amellerini yerine getirmesi için onu ihrama sokmak gerekmez.

Üçüncü şart: Hür olmak; dolayısıyla eski zamanlarda parayla alınıp satılan köle ve cariyeye -diğer şartları haiz olmuş olsa dahi- hac farz olmaz.

Dördüncü şart: İstitaat (güç yetirebilirlik); istitaatten maksat şudur:

1- Hacı adayı, malî açıdan hacca gidiş dönüş masrafları ile hacdan dönünceye kadar geçimlerini temin etmekle mükellef olduğu ailesinin masraflarını karşılayabilecek mal varlığına sahip olmalıdır. [Buna kısaca "malî istitaat" denir.]

2- Hacı adayı, sağlık açısından hac yolculuğunu yapabilecek ve hac amellerini yerine getirebilecek durumda olmalıdır. [Buna kısaca "bedenî istitaat" denir.]

3- Hacca gidiş yolu açık olmalı; engellerin var olması durumunda ise, hacı adayının onları bertaraf etme gücü bulunmalıdır. [Buna kısaca "yolun açık olması" denir.]

4- Zamanında Mekke'ye ulaşıp hac amellerini belirlenen vakitlerinde yerine getirebilecek kadar vakit olmalıdır. [Buna kısaca "yeterli zamanın olması" denir.]

5- Hacca gitmek, döndükten sonra hacı adayının geçim sıkıntısına düşmesine ve ailesinin geçimini temin etmekte zorlanmasına sebep olmamalıdır. Buna kısaca "kifayete dönüş" denir.

[İstitaat şartını haiz olan kimseye "müstati" denir.]

Şimdi sırayla istitaat şartının bu beş bendine ilişkin hükümleri açıklayacağız:

1- Malî İstitaat

Hüküm 7) Malî istitaatin gerçekleşmesi için kişinin yol azığı ve kendisini hacca götürüp getirebilecek bineğin (aracın) aynına sahip olması gerekmez; yol azığı ve bineği (aracı) temin edebilecek para veya mala sahip olması yeterlidir.

Hüküm 8) Hacı adayı, haccettikten sonra memleketine geri dönme masraflarını karşılayacak mal varlığına sahip olmalıdır. Fakat memleketi dışında başka bir yere gitmek ister ve bunun masrafı memleketine dönüş masraflarından fazla olursa, fazlalığa sahip olması şart değildir.

Hüküm 9) Haccın farz olabilmesi için kişinin gidiş dönüş masraflarını karşılayabilecek durumda olmasının yanında, şanına uygun bir şekilde ev ve ev eşyası gibi zarurî geçim araçlarına da sahip olması gerekir.

Hüküm 10) Malî istitaatin gerçekleşmesi için kişinin hacdan dönünceye kadar ailesinin masraflarını karşılayacak mal varlığına sahip olması gerekir. Aileden, kişinin bilfiil masraflarını karşıladığı bütün fertleri kastediyoruz, sadece geçimini sağlamakla mükellef olduğu kişileri değil.

Hüküm 11) Normal bir yaşantı sürmek isteyen kimseler, yaşantılarının zarurî araç ve gereçlerini temin etmeyerek onların parasıyla haccederlerse, bu hacları, Haccet'ül-İslâm yerine geçmez. Fakat kanaat ehli olup sade bir yaşantıyla yetinen ve hacca gitmeyecek olsalar dahi normal bir yaşantı için gerekli olan araç ve gereçleri almayacak olan insanlar, bu araç ve gereçleri almayarak onların parasıyla hacca giderlerse, bu hacları, Haccet'ül-İslâm yerine geçer.

Hüküm 12) Evlenmeye ihtiyaç duyup da evlenmek isteyen bir kimse, evlenmeyi terk etmesi veya geciktirmesi hâlinde sıkıntıya düşmeyecek, hastalanmayacak ya da günaha düşmeyecek olsa dahi, ancak hac masraflarına ilâveten evlenme masraflarını da karşılayabilecek durumda olursa, istitaat şartını haiz olmuş olur.

Hüküm 13) Malî istitaatin dışında istitaatin diğer bütün şartlarını haiz olup da başkasından alacaklı olan bir kimse, eğer alacağının zamanı gelmiş veya alacağı, istediği zaman tahsil edilebilecek [süre belirlenmemiş ve istendiği zaman ödenmesi şart koşulmuş] bir alacak ise ve herhangi bir zahmet ve sıkıntıya düşmeden onu tahsil edebilecek durumda ise, alacağını isteyip hacca gitmesi gerekir. Ancak eğer borçlu, borcunu ödeyebilecek durumda değilse, alacaklının alacağını istemesi caiz değildir ve bu durumda istitaat şartı da oluşmuş değildir. Eğer alacağının zamanı gelmemiş, fakat borçlu borcunu ödemek istiyorsa veya borçlu borcunu ödemesi için alacaklının alacağını istemesini bekliyor ve istemesi durumunda kolaylıkla borcunu ödeyecekse, öte yandan alacaklı açısından alacağını istemesinin herhangi bir zorluk veya sıkıntısı yoksa, bu durumda alacağını istemesi ve hacca gitmesi gerekir. Ancak [zamanı gelmediği için] borçlu borcunu ödemek istemez veya alacaklı açısından alacağını istemesi zor olursa, alacağını istemesi gerekmez ve bu durumda istitaat şartını da haiz sayılmaz.

Hüküm 14) İstitaat şartını haiz olmayan bir kimse, hac masraflarını karşılamak için borçlanırsa, müstati sayılmaz. Dolayısıyla eğer onunla haccederse, Haccet'ül-İslâm yerine geçmez. Daha sonra borcunu kolaylıkla ödeyebilecek olması da bu hükmü değiştirmez.

Hüküm 15) İstitaat şartını haiz bulunup da nakit parası olmayan bir kimse, menkul veya gayrimenkul mallarını nakit paraya dönüştürmeye kalkacak olursa hacca gitmesi gecikecekse, borç alıp hacdan döndükten sonra borcunu ödemesi gerekir. Ancak borç almak onun için zor ve sıkıntılı olmamalı ve [döndükten sonra] borcunu kolaylıkla ödeyebilmelidir.

Hüküm 16) İstitaat şartını haiz olan bir kimsenin nakit parası olmaz da gayrimenkulu olursa, onu satıp hacca gitmesi gerekir. Alıcı bulunmaması nedeniyle mülkünü normal değerinin altında satmak durumunda kalacak olması, bu hükmü değiştirmez. Ancak normal değerinin altında satmak, onu sıkıntıya düşürecek olur veya mülküne verilen fiyat, malını zayi etti denecek kadar düşük olursa, bu durumda mülkünü satması gerekmez.

Hüküm 17) Henüz borcunun ödeme zamanı gelmemiş ve zamanı geldiğinde ödeyebileceğinden emin olan, aynı şekilde, borcunun ödeme zamanı gelmiş olmasına rağmen alacaklının kendisine borcunu daha sonra ödeyebileceğini söylediği ve alacaklı alacağını istediği zaman borcunu ödeyebileceğinden emin olan borçlu bir kimse, borcunu ödememesi hâlinde hacca gidebilecek durumda olursa, hacca gitmesi gerekir. Bu iki durumun dışında hacca gitmesi gerekmez.

Hüküm 18) Humus (İmam hakkı ve seyitlerin hakkı) gibi şer'î haklarla istitaat hasıl olmaz. Dolayısıyla bir kimse bu gibi paralarla hacca giderse, Haccet'ül-İslâm yerine geçmez. Ancak bu gibi hakları harcama ve temlik etme yetkisine sahip olan makam (şer'î hâkim), onu birine temlik eder ve istitaatin diğer şartları da mevcut olursa, o zaman istitaat hasıl olur.

Hüküm 19) Humus veya zekât borcu olan bir kimsenin müstati sayılabilmesi için, onları ödeme gücüne sahip olmanın yanında hac masraflarını da karşılayabilecek durumda olması veya humusun velisinden (şer'î hâkimden) humus borcunu hacdan sonra elde edeceği ve borcu miktarında olacağını bildiği maldan ödemek üzere müsaade alması gerekir.

Hüküm 20) Bir kimsenin müstati sayılabilmesi için hac masraflarının yanında pasaport, vize ve teminat gibi ön hazırlıkların masraflarını da karşılama gücüne sahip olması gerekir. Bu masrafları karşılama gücü olmazsa, müstati sayılmaz.

Hüküm 21) İnsanın müstati olup hacca gitmesi gereken yılda araba veya uçak ücretleri ya da malların fiyatları yüksek veya normalden yüksek olursa, hacca gitmeyi erteleyemez. Ancak fiyatlar, insanı sıkıntıya sokacak derecede yüksek olursa, o zaman ertelemesinin bir sakıncası olmaz.

Hüküm 22) Mal varlığının miktarını veya hac masraflarını bilmediğinden dolayı müstati olup olmadığından şüphe eden kimse, araştırma yapıp durumunu netleştirmelidir.

Hüküm 23) Kocasından alacaklı olduğu mihri hac masraflarına yetecek miktarda olan bir kadın, ancak kocası onu ödeyebilecek durumda ise, mihrini kocasından isteyebilir. Aksi hâlde kocasından mihrini isteyemez ve müstati de sayılmaz. Fakat kocasının durumu yerinde ise ve mihrini istemesinin kadın açısından -kocasıyla arasının açılması ve boşanmayla sonuçlanması gibi- herhangi bir sakıncası yoksa, kocası da onun nafakasını ve geçim masraflarını karşılıyorsa, mihrini istemesi ve hacca gitmesi gerekir.

Hüküm 24) Kendi memleketinde müstati sayılmayan bir kimseye -mîkatta olması durumunda haccetmeye gücü yetse bile- hac farz değildir. Fakat memleketinden yola çıkıp mîkata varır ve mîkatta istitaat şartlarının tamamını haiz sayılırsa, haccetmesi gerekir ve bu haccı Haccet'ül-İslâm yerine geçer.

Hüküm 25) Müstati olmuş bir kimse, haccını sonraki yıllara erteleyemeyeceği, parasını başka yollarda harcayarak kendisini müstati olmaktan çıkaramayacağı gibi, onu hacca gitmesi için annesine, babasına veya başka birine de veremez.

Hüküm 26) Müstati olmuş bir kimse, hacca gitmek için kayıt yaptırır ve hac masraflarını kayıt yapan kurumun hesabına yatırır, daha sonra hac mevsimi yetişmeden önce ekonomik durumu kötüleşir de hac için yatırdığı paraya muhtaç olursa, hacca gitmekten vazgeçip yatırdığı parayı geri isteyebilir veya sırasını bir başkasına satabilir.

Hüküm 27) Geçimi minnetsiz bir şekilde babası tarafından karşılanan baliğ evlâdın hac masraflarını karşılayabilecek miktarda parası olursa, hacca gitmesi farz olur.

Hüküm 28) İstitaat şartlarının tamamını haiz olup da sadece (Mina'da kesilecek) kurbanlık parası olmayan bir kimsenin, farz ihtiyat gereği hacca gitmesi, daha sonra da müstati olursa, ihtiyaten haccını yinelemesi gerekir.

Bağışla Farz Olan Hac

Sözüne güvenilen ve sözünden dönmeyeceğinden emin olunan bir kimse, müstati olmayan birine; "Hac masrafların ve [hacdan dönünceye kadar] nafakasını vermek zorunda olduğun kimselerin geçim masrafları bana ait." derse, kabul etmesi gerekir ve hac ona farz olur. Çünkü bu durumda gerçekte haccın farz olma şartı olan malî istitaat hasıl olmuştur. Bu hacca "hacc-ı bezlî", yani "bağışla farz olan hac" denir. Bağışta bulunan kimseye de "bazil", yani "bağış yapan"; hac masrafları karşılanan kimseye ise "mebzulün leh", yani "kendisine bağış yapılan" denir.

Hüküm 29) Daha önce işaret edildiği ve geniş açıklaması daha sonra geleceği gibi haccın farz olma şartlarından biri de, "kifayete dönüş" şartıdır. Yani bir kimseye haccın farz olması için, hacdan döndükten sonra kendi ve ailesinin geçimini sağlayacak bir malı veya geliri olmalıdır. Ancak bu şart, bağışla farz olan hac için geçerli bir şart değildir. Fakat yine de eğer bağışı kabul edip hacca gitmek, kişinin geçim düzenini bozacak olursa, bağışı kabul etmesi gerekmez.

Hüküm 30) Birine bağış yapan, sırf onun haccetmesi için bağış yaparsa, kabul etmesi ve hacca gitmesi gerekir. Aynı şekilde, eğer bağış yapan, onu hacca gitmesi ile bir başka iş arasında serbest bırakırsa, farz ihtiyat gereği bağışı kabul edip hacca gitmesi gerekir. Fakat eğer bağış yapan, hacdan söz etmeden bağışta bulunursa, bağışı kabul etmesi gerekmez.

Hüküm 31) Bağış yapan, bağışından dönüp onu geri alabilir. Ancak bağışı, kurbet kastıyla (Allah rızası için) veya akrabalarından birine yapmış olursa, bağışından dönüp onu geri alamaz. Buna "lâzım bağış", yani "dönüşü olmayan bağış" denir.

Hüküm 32) Bağış yapanın bağışından dönmesi, kendisine bağış yapılan kişiye saygısızlık veya eziyet etme anlamı taşırsa, bağışından dönmesi caiz değildir; dönerse, bağışını geri alabileceği durumlarda dahi, haram işlemiş olur.

Hüküm 33) Bağış yapan, bağış yaptığı kimse hac yolunda iken bağışından dönerse, onun dönüş masraflarını; ihrama girdikten sonra bağışından dönerse de, [dönüş masraflarına ilâveten] haccını tamamlama masraflarını da karşılamalıdır.

Hüküm 34) Bağışla yapılan hacda kurbanlık parası da, bağış yapana aittir. Fakat [hac amellerinin yapıldığı sırada] kasten işlenen haramlardan dolayı ödenmesi gereken keffaretler, bağış yapana ait değildir. Ama farz ihtiyat gereği, kasıtsız olarak işlenen haramlardan dolayı ödenmesi gereken keffaretler, bağış yapana aittir.

Hüküm 35) Eğer bağış yapan kimsenin verdiği para, sadece haccın aslı için gerekli olan miktarda olur, kurbanlık, ihram elbisesi ve muhtemel keffaretler için yetmez ve kendisine bağış yapılan kişinin bunları kendi malından karşılaması gerekirse, farz ihtiyat gereği, kendisine bağış yapılan kişi durumuna bakmalı; eğer bunları kendi malından karşılamak, onun için zor ve sıkıntılı olmazsa, bağışı kabul edip hacca gitmeli ve daha sonra müstati olursa, ihtiyaten Haccet'ül-İslâm'ı yinelemelidir.

Hüküm 36) Müstati olduğundan emin olmayan bir kimse, bundan emin olabilmek için şöyle yapabilir: Hac için gerekli olan parayı birine bağışlar, o da bu parayı hacca gitmesi için tekrar kendisine bağışlar. Böylece hac, kendinse farz olur ve bu haccı, Haccet'ül-İslâm yerine geçer. Fakat bu bağışların şekilsel değil, ciddî olması gerekmektedir.

Hüküm 37) Bağışı kabul etmek, ancak bedenî istitaat ve yolun açık olması gibi istitaatin diğer şartlarını da haiz olan kimseye farz olur. Dolayısıyla haccedebilecek durumda olmayan bir hastaya hacca gitmesi için bağışta bulunulursa, bağışı kabul etmesi, sonra da kendi yerine naip (vekil) göndermesi farz olmaz.

Hüküm 38) Herhangi bir kurum veya kuruluş, şer'î yetkileri çerçevesinde bir kimsenin hac masraflarını karşılayarak onu hacca gönderir ve karşılığında ondan bir iş yapmasını istemezse, bu da bağış kapsamına girer.

2- Bedenî İstitaat

Haccın farz olması için [malî istitaata ilâveten] bedenî istiaat da şarttır. Buna göre, malî istitaati olsa da hacca gitme gücü olmayan veya hacca gitmek kendisi için çok zor ve zahmetli bir iş olan hastaya hac farz olmaz.

Hüküm 39) Bedenî istitaati olmayan kimseye naip (vekil) tutup kendi yerine hacca göndermesi farz olmamakla birlikte müstehaptır.

Hüküm 40) Hac yolunda iken temettu umresi ile temettu haccının amellerini yapamayacak şekilde hastalanan bir kimse, Mekke'ye gidecek olursa, mîkatta umre-i müfrede için ihrama girmesi ve amelleri -zaruret hâlindeki şekliyle de olsa- kendisinin veya tuttuğu naibin onun adına yerine getirmesi, ardından taksir yapıp ihramdan çıkması gerekir.

Hüküm 41) Önceki yıllardan müstati olup da hacca gitmeyen ve şimdi de hastalandığından dolayı uçakla yolculuk yapacak durumda olmayan, uçakla yolculuk dışında da hacca gitmek için başka bir yol bulamayan kimse, iyileşeceğine veya [uçakla yolculuk dışında] başka bir yol bulacağına ümidi varsa, naip tutamaz; iyileştiği veya başka bir yol bulduğu zaman kendisinin hacca gitmesi gerekir. Ancak böyle bir ümidi yoksa, naip göndermelidir. Böyle bir kimse, önceki yıllarda müstati olduğu için hac önceden ona farz olmuştur. Dolayısıyla da eğer ölünceye kadar hacca gidemez ve naip de gönderemezse, mirasçıları, hac masraflarını terekesinden karşılayarak onun haccını yerine getirmelidirler.

Hüküm 42) Hacca gitmenin kendisi veya çocuğuna zararı olacağından endişe eden hamile kadına hac farz olmaz.

Hüküm 43) Temettu umresini bitirdikten sonra hastalanarak temettu haccının amellerini yapamayacak olan bir kimse, taksir yaparak ihramdan çıkar ve artık ihram ile haram olan şeyler kendisine helâl olur. Böyle bir kimse, eğer aynı yıl içinde müstati olup da hacca gelmişse, hastalanmasıyla bedenî istitaatinin olmadığı ve dolayısıyla da haccın kendisine farz olmadığı anlaşılır. Bu kişi şayet ileriki yıllarda istitaatin diğer şartlarının hasıl olmasıyla birlikte sağlığına da kavuşursa, hemen haccetmesi gerekir. Aksi hâlde herhangi bir mükellefiyeti yoktur. Fakat eğer önceki yıllardan müstati olması nedeniyle hac üzerine müstakar olmuşsa, her hâlükârda ileriki yıllarda hac farizasını yerine getirmesi gerekir; iyileşirse kendisinin haccetmesi, iyileşeceğine ümidi olmazsa da birini yerine naip göndermesi gerekir.

Hüküm 44) Hac yolunda hastalanıp da yatırılan bir kimse, iyileştikten sonra umre ve hac amellerini -zaruret hâlindeki şekliyle de olsa- yapacak miktarda vakit olursa, ihrama girmeli, tavaf, tavaf namazı ve sa'yi edebiliyorsa kendisi, edemiyorsa da naibi yerine getirmeli, sonra da taksir yaparak ihramdan çıkmalıdır. Hac zamanı olunca da hac ihramına girmeli, Arafat ve Meş'ar'ül-Haram vakfelerini yerine getirmeli, haccın diğer amellerini de, edebildiğini kendisi, edemediğini de naibi yerine getirmeli ve böylece hac amellerini bitirmelidir. Şayet bu miktarını da yapmaya gücü yetmezse, müstati olmadığı, dolayısıyla da haccın kendisine farz olmadığı anlaşılır. Ancak eğer önceki yıllardan müstati olmuş da hac üzerine müstakar olmuşsa, o zaman durum değişir ve her hâlükârda ve mümkün olan her şekilde hac farizasını yerine getirmesi gerekir.

3- Yolun Açık Olması

Haccın farz olması için hacca gidiş yolunun açık olması gerekir. Buna göre, hac yolu kapalı olursa, diğer şartlar mevcut olmuş olsa da, hac farz olmaz.

Hüküm 45) İnsanın malî yönden müstati olduğu yılda hac yolu kapalı olur, fakat bir sonraki yıl veya daha sonraki yıllarda hac yolunun açılması, müstati olduğu yılda kayıt yaptırıp hac parasını yatırmasına ve kayıt yaptırıp kura çekilişine katılmasına bağlı olursa, o yıl kayıt yaptırıp hac parasını yatırması veya kayıt yaptırıp çekilişe katılması gerekir ki sonraki yıllarda hacca gidebilsin. Bunu yapmaz veya ihmalkâr davranarak geç kalırsa, yapması hâlinde sonraki yıl veya yıllarda haccetmesinin mümkün olacağına ihtimal veriyor olması durumunda hac üzerine müstakar olur.

Hüküm 46) Malî açıdan müstati olan bir kimse, geç kalmadan hacca gitmek için kayıt yaptırma ve çekilişe katılma konusunda gerekli çabayı sarf eder, fakat çekilişte ismi çıkmazsa, hac ona müstakar olmaz. Fakat yeniden çekiliş yapılacağına ve bu defa isminin çıkacağına ihtimal verirse, kayıt parasını geri alarak sonraki yıllarda hacca gitme yolunu kendisine kapamamalıdır. Elbette bunun için malî istitaatinin de devam ediyor olması gerekmektedir.

Hüküm 47) Hacca gitmek için kayıt yaptırıp da sırası gelmeyen bir kimse, hacca gitmek için bir başka yol bulur da bu yolla hacca gitme masraflarını karşılayabilecek durumda olur ve bu yolla hacca gitmenin onun için bir zorluğu olmazsa, kayıt yaptırdığı kuruluşun hesabına hac parasını yatırmış olsa ve onu geri alması mümkün olmasa da, bu ikinci yolla hacca gitmesi gerekir. Fakat ikinci yolla hacca gitme masraflarını karşılayabilecek durumda olmazsa, borçlanma imkânı olsa da, hac ona farz olmaz.

Hüküm 48) Başkasının sırasını çalarak hacca giden veya başkasının sırasını alarak onun yerine naip olarak haccetmeyi taahhüt ettiği hâlde kendi adına Haccet'ül-İslâm'ı yerine getiren bir kimse, haram işlemiş olmakla birlikte haccının sıhhati de şüphelidir.

Hüküm 49) Bozuk ve gayr-i İslâmî bir rejimi olan ülkelerde yaşayan Müslümanlar, hacca gidebilmek için o devlete bir miktar parasal yardımda bulunmak zorunda olur ve hacca gitme yolları buna münhasır olursa, müstati olmaları durumunda o yolla hacca gitmeleri gerekir ve hacları sahihtir.

4- Yeterli Zamanın Olması

Hüküm 50) Haccın farz olma şartlarından biri de, belirlenen vakitte hac amellerini yerine getirmek için yeterli zamanın olmasıdır. Buna göre, aynı yıl içinde hacca yetişebilecek kadar zamanı olmayan bir kimseye, o yıl haccetmek farz olmaz. Bu kişi, bir yıla seneye kadar müstati olma durumunu korumuş olursa, o yıl hacca gitmesi gerekir.

5- Kifayete Dönüş

Hüküm 51) Haccın farz olma şartlarından biri de, kifayete dönüş şartıdır. Bu şu demektir: Hacca gitmek, kişinin geçim kaynağı olan sermayesini, mülkünü, iş yerini veya işini kaybetmesine sebep olmamalıdır. [Hacdan döndükten sonra geçimini temin edebilecek durumda olmalıdır.]

Hüküm 51) İnsanın kendi ve ailesinin geçimini sağlamak için muhtaç olduğu bir malı olursa, onu hac yolunda harcaması farz olmaz. Bunu yaparsa, müstati sayılmaz ve Haccet'ül-İslâm'ı yerine getiremez.

Hüküm 52) Hâlihazırda hem hacca gitmeye, hem de ailesinin geçimini temin etmeye yetecek miktarda mal varlığı olan, fakat hacca gitmesi durumunda fakirleşip geçimini humus, zekât ve sadaka alarak sağlamak zorunda kalacak olan bir kimseye hacca gitmek farz değildir. Minnetsiz ve zahmetsiz bir şekilde humus, zekât ve sadakaya ulaşabiliyor olması da, bu hükmü değiştirmez.

Hüküm 53) İnsanın daha önce taklit ettiği müçtehit, istitaatin gerçekleşmesi için kifayete dönüşü şart bilmez ve insan kifayete dönüşü olmadığı bir sırada haccetmiş olur, sonra da istitaatin gerçekleşmiş olması için kifayete dönüşü şart bilen bir müçtehidi taklit ederse, daha önce yerine getirmiş olduğu hac, Haccet'ül-İslâm olarak yeterlidir ve hâlihazırda kifayete dönüş şartını haiz olmuş olsa da yeniden hacca gitmesi gerekmez.

Hüküm 54) Hac kafilelerinde hizmet yapan din görevlileri, doktorlar ve aşçılar gibi birtakım hizmetleri yürütmek için Mekke'ye giden kişiler, beden sağlığı gibi istitaatin diğer şartlarını da haiz olmaları durumunda Haccet'ül-İslâm'ı yerine getirmeleri gerekir. Bu kişilerde kifayete dönüş şartı aranmaz; hacca gitmenin geçimlerini olumsuz yönde etkilememesi yeterlidir. Bir de haccetmeleri, ücret alarak yapmakta oldukları görevlerini yerine getirmelerine mani olmamalıdır.

Hüküm 55) Bir kimsenin pahalı bir evi olur da satması hâlinde daha ucuz bir ev satın alıp artan parasıyla da hacca gidebilecek olursa; o ev şanını aşmıyorsa, müstati değildir ve onu satması gerekmez; şanını aşıyorsa, diğer şartların da hasıl olması durumunda müstatidir ve onu satması gerekir.

Hüküm 56) Bir kimsenin hac masraflarını karşılayabilecek değerde bir gayrimenkulu olur da şimdilik ona ihtiyacı olmaz, fakat ileride ona ihtiyacı olacağından emin olursa, onu satıp hacca gitmesi gerekmez.

Hüküm 57) Çok miktarda kitabı olup da onların hepsine ihtiyacı olmayan kimseler, ihtiyaç fazlasını satmaları hâlinde hac masraflarını karşılayacak parayı temin edebiliyorlarsa, istitaatin diğer şartlarını da haiz olmaları durumunda, ihtiyaç fazlasını satıp hacca gitmelidirler. Fakat ihtiyaç dışı bütün kitaplarını satmak zorunda değillerdir.

Hüküm 58) Şahıslarına ait kitapları olan, fakat aynı zamanda umumî kütüphanelerden kolayca yararlanma imkânları da bulunan kimselerin şahsî kitaplarını satarak hacca gitmeleri gerekmez.

Hüküm 59) Sermayeleri, gayrimenkulları veya iş araçlarından bir miktarını satmaları veya değiştirmeleri hâlinde geri kalanıyla rahat bir şekilde geçimini temin edebilecek olan kimselere, istitaatin diğer şartlarını da haiz olmak şartıyla, hac farzdır.

İstitaat İle İlgili Çeşitli Hükümler

Hüküm 60) İstitaat şartlarının tamamını haiz olduğu hâlde hacca gitmeyen kimseye hac müstakar olur ve daha sonra her hâlükârda [müstati olmaktan çıkmış olsa dahi] hacca gitmesi gerekir.

Hüküm 61) İstitaat hasıl olduktan sonra hacca gitmek birtakım ön hazırlıkların yapılmasına bağlı olursa, o hazırlıkların yapılması ve aynı yıl içinde hacca gidilmesi gerekir. Buna göre müstati olup da ihmalkârlık ederek ön hazırlıkları yapmadığı için o yıl hacca gidemeyen kimseye hac müstakar olur ve daha sonra istitaat hâlinden çıkmış olsa da ne yapıp edip hacca gitmesi gerekir.

Hüküm 62) Önceden müstati olup da hacca gitmeyen bir kimsenin, şimdi hacca gitmesi çok zahmetli ve masraflı olsa da, acele edip hacca gitmesi ve hacca gitmeyi ertelememesi gerekir. Ancak bu zahmet ve masraf, altından kalkılmayacak derecede ağır olursa, o zaman şartların daha elverişli olmasını bekleyebilir.

Hüküm 63) İstitaatin hac ayları olan şevval, zilkade ve zilhicce aylarında veya daha önce hasıl olması arasında hiçbir fark yoktur. Dolayısıyla yılın muharrem ve sefer gibi ilk aylarında müstati olan bir kimsenin, kendisini müstati olmaktan çıkarması caiz değildir.

Hüküm 64) Malî açıdan müstati olup da bedenî açıdan veya yolun açık olması bakımından müstati olmayan, fakat gelecek yıl veya daha sonraki yıllarda bedenî açıdan ve yolun açık olması bakımından müstati olacağından emin olan veya buna büyük ihtimal veren bir kimse, malını harcayarak kendini müstati olmaktan çıkaramaz. Aynı şekilde, bu iki açıdan müstati olan bir kimse, sırf hacca gitme hazırlıklarını yapmadığı veya henüz hac zamanı gelmediğini için kendini müstati olmaktan çıkaramaz. Aksi hâlde hac üzerine müstakar olur.

Hüküm 65) Müstati olan kişinin kendisi hacca gitmelidir, başkasının onun yerine hacca gitmesi yeterli olmaz. Ancak iyilileşmesine veya güçlenmesine ümit olmayan hasta ve güçsüz kimseler, bundan müstesnadır.

Hüküm 66) Müstati olan kadın, yanında kocası veya başka bir mahremi olmasa da hacca gitmelidir. Ancak yalnız gitmek, onun için zahmetli olur ve birtakım sıkıntılara yol açarsa, o zaman hüküm değişir.

Hüküm 67) Kadının farz hac için yolculuk yapmasında kocasının izni ve rızası şart değildir. Kocası, onun hac için yolculuk yapmasına razı olmasa da kadın, üzerine farz olan haccı yerine getirmelidir.

Hüküm 68) İstitaat şartlarını haiz olup da hacca gitmek için kayıt yaptıran ve de sırası gelen bir kadın, sırasını kocasına veya bir başkasına veremez. Ancak sırasını kocasına veya bir başkasına verirse, onun sırasından yararlanarak hacceden kimsenin haccı sahihtir.

Hüküm 69) Evlenirken eşini hacca götürme veya hac masraflarını karşılama sözü veren erkek, bu söz kadının mihri olarak verilmemiş olsa da, farz ihtiyat gereği sözünü tutmalıdır.

Hüküm 70) Hac masraflarını karşılayabilecek güçte olan kadın, müstatidir ve hacca gitmesi gerekir. Hacca gitmesinin kocasının zahmete düşmesine sebep olması da bu hükmü değiştirmez. Ancak kocasının zahmete düşmesi, bir şekilde kadının kendisine da yansır ve sıkıntıya düşmesine sebep olursa, bu durumda müstati sayılmaz.

Hüküm 71) Müstati olan kimse, müstehap hac yapamayacağı gibi niyabeten (vekâleten) de hac yapamaz. Fakat eğer teşri (bid'at) kastı olmaksızın müstehap hacca niyet ederse, yaptığı hac farz hac olarak sayılır ve Haccet'ül-İslâm yerine geçer; ama eğer niyabeten hac yaparsa, yaptığı hac batıl olur.

Hüküm 72) Gerçekte müstati olmayıp da kendini müstati sanan kimse, Haccet'ül-İslâm niyetiyle temettu umresi ile temettu haccının amellerini yerine getirir de daha sonra müstati olmadığını anlarsa, yaptığı hac müstehap hac olarak sahihtir, ama Haccet'ül-İslâm yerine geçmez. Dolayısıyla da müstati olduğu zaman Haccet'ül-İslâm'ı yerine getirmesi gerekir.

Hüküm 73) Müstati olmadığını düşünerek müstehap hacca niyet eden kimse, daha sonra gerçekte müstati olduğunu anlarsa, [delillerden] anlaşıldığı kadarıyla bu haccı Haccet'ül-İslâm yerine geçerlidir.

Hüküm 74) Bir kimse Arefe günü Kerbelâ'da veya diğer kutsal makamlardan birinde olmayı nezrederse, bu nezrinin sahih ve geçerli olabilmesi için nezrettiği sırada veya aynı yıl içerisinde müstati olmaması gerekir. Aksi hâlde nezri batıl ve geçersizdir. Buna göre böyle bir nezirde bulunan bir kimse, daha sonra aynı yıl içinde müstati olursa, hacca gitmeli ve nezrine itibar etmemelidir. Hatta bu durumda eğer görevini yerine getirmeyerek hacca gitmezse, nezrine muhalefet etmiş sayılmayacağı için keffaret vermesi de gerekmez.

Hüküm 75) Geçimlerini dinî mercilerin (müçtehitlerin) verdiği şehriye (aylık burs) ile temin eden dinî ilimler talebeleri (ilâhiyat öğrencileri), hac masraflarını karşılayabilecek durumda olsalar ve hacca gitmek durumlarının kötüleşmesine sebep olmazsa, hacca gitmeleri gerekir. Hacdan döndükten sonra şehriyeye muhtaç olmaları, bu hükmü değiştirmez.

Hüküm 76) Üzerine hac müstakar olan bir kimse, hac görevini yerine getirmeden önce ölürse; eğer geride bıraktığı bir malı varsa, malıyla naip tutulup onun yerine hacca gönderilmelidir; eğer geride bıraktığı bir malı yoksa, mirasçılarına bir sorumluluk yoktur. Böyle biri için mîkattan naip tutmak da yeterlidir. Hac masrafları, ölen şahsın malının aslından karşılanır ve hac masrafları çıkılmadan mirasçılar o malda tasarruf edemezler. Bu hac, kişinin öldüğü yılda yerine getirilmelidir ve onu sonraki yıllara ertelemek caiz değildir. O yıl niyabet ücreti normalden fazla olsa da, bu böyledir. O yıl mîkattan naip tutmak mümkün olmaz, ama ölen kişinin memleketinden naip tutmak mümkün olursa, memleketten naip tutulması gerekir. Bu durumda da hac masrafları terekenin aslından karşılanır. Vasi veya mirasçıların ihmali yüzünden ölen kişinin yerine o yıl naip gönderilmez de mal telef olursa, ihmalkârlık edenler sorumludurlar ve hac masraflarını kendilerinden karşılamalıdırlar.

Hüküm 77) Kendi adına Haccet'ül-İslâm'ı yerine getiren veya farz umre-i müfrede yapan kimse, eğer ihrama girdikten ve Harem'e dahil olduktan sonra ölürse, yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır. Haccet'ül-İslâm ve [farz] umre-i müfrededen başkası için böyle bir hüküm vermek zordur. Ancak eğer Harem'e girmeden önce ölürse; bu durumda eğer müstati olduğu ilk yılı ise, görevini yapmış sayılır; ama eğer önceden hac üzerine müstakar olmuşsa, hac vazifesini yapmış sayılmaz ve dolayısıyla da eğer geride bıraktığı bir malı varsa, onun adına hac yapılmalıdır.

Hüküm 78) Müstati olan kişinin kendi parasıyla hacca gitmesi şart değildir; aldığı borç parayla veya birinin misafiri olarak ya da verdiği bir hizmet karşılığında da hacca gider ve haccederse, haccı sahihtir.

Hüküm 79) Hacca gitmek bir farzı terk etmeye veya bir haramı işlemeye sebep olursa, bakmalıdır: Eğer hacca gitmek daha önemliyse, hacca gitmelidir; aksi takdirde hacca gitmemelidir. İkisinden hangisinin daha önemli olduğunu belirlerken fevrîlik meselesine de dikkat etmelidir. Çünkü bazen farz bir amel, özü itibariyle haccınkinden daha az bir ehemmiyeti haiz olabilir, ancak hacca gitmekle artık onun zamanı geçer. Nitekim bunun tersi de olabilir.

Hüküm 80) Hacca gitmek ile farzı terk etmek veya haramı işlemek arasında kalan kimse, ikisinden hangisinin daha ehemmiyetli olduğunu teşhis edemezse, hacca gidip gitmemekte serbesttir.

Hüküm 81) Haram bir işi yapmayı veya farz bir işi terk etmeyi gerektirdiği için hacca gitmemesi gereken bir kimse, hacca gider de o haram işi yapar veya daha önemli olan o farz işi terk ederse, günah işlemiş olur, ama haccı sahihtir.

Hüküm 82) Hacca kayıt yaptırıp da ölen bir kimsenin sırasını alarak hacca gidebilmek için ölen kimsenin mirasçılarının rızasını almak gerekir. Onların rızasını almadan onun sırasından yararlanmak caiz değildir.

Hüküm 83) Diğer ibadetler gibi hac da ihtiyaten yerine getirilebilir. Buna göre bir kere veya daha fazla hac yapmış olan, fakat haccını sahih bir şekilde yerine getirmediğine veya hac yaptığı sırada müstati olmadığına ihtimal veren kimse, dilerse, tekrar "ihtiyaten Haccet'ül-İslâm" veya "ma fi'z-zimme (üzerine düşen görev)" niyetiyle hac yapabilir.

Hüküm 84) Yaptığı haccın amellerinden bir kısmını sahih bir şekilde yerine getirip getirmediğinden şüphe eden bir kimse, ihtiyat etmek isterse, haccın tamamını yeniden yerine getirmesi yeterli olmaz, o amelin kendisini yeniden yapması gerekir.

b) Müstehap Hac

Hüküm 85) Bulûğ ve istitaat gibi haccın farz olma şartlarını haiz olmayan kimsenin, aynı şekilde farz haccını yerine getirmiş olan kimsenin, mümkün olduğu takdirde haccetmesi müstehaptır. Hatta [mümkün olduğu takdirde] her yıl hacca gitmek müstehaptır ve peş peşe beş yıl hacca gitmeyi terk etmek mekruhtur.

Hüküm 86) Hacı Mekke'yi terk ederken tekrar dönmeye niyet etmesi müstehaptır ve bir daha dönmemeye niyet etmesi mekruhtur.

Hüküm 87) İnsanın ölmüş veya hayatta olan akrabaları veya dostları ya da masumlar (a.s) tarafından hac yapması müstehaptır. Bunun gibi Mekke'de olmaları şartıyla başkaları tarafından tavaf etmesi de müstehaptır.

Hüküm 88) Yol azığı ve bineği (aracı) olmayan kimsenin, ödeyebilmesi durumunda borçlanıp hacca gitmesi müstehaptır.

Hüküm 89) Hac masraflarını karşılayabilecek durumda olmayan kimsenin ecir ve naip olmak suretiyle de olsa hacca gitmesi müstehaptır.

Hüküm 90) Haram malla hacca gitmek caiz değildir. Fakat haram olduğunu bilmediği şüpheli malla hacca gidilebilir. Ancak insanın en temiz (helâl) malını hac yolunda harcaması daha iyidir.

Hüküm 91) Hem amellerine başlarken, hem de amellerini bitirdikten sonra müstehap haccın sevabı başkasına hediye edilebilir.

Çocukların Haccı

Hüküm 92) Haccın müstehap oluşu baliğ insana mahsus değildir; mümeyyiz çocuğa da haccetmek müstehaptır. Hatta çocuğun velisi izin vermemiş olsa dahi haccı sahihtir. Ama çocuk baliğ olduktan sonra müstati olursa, farz haccı yerine getirmesi gerekir ve çocuklukta yapmış olduğu hac yeterli değildir.

Hüküm 93) Mümeyyiz olmayan çocuğa velisinin ihram elbisesi giydirmesi ve "Bu çocuğu temettu umresi veya temettu haccı için ihrama sokuyorum" diye niyet etmesi ve mümkünse telbiyeyi (lebbeyk söylemeyi) ona telkin etmesi, mümkün değilse de kendisi onun yerine lebbeyk söylemesi müstehaptır.

Hüküm 94) Bu konudaki veliden sadece şer'î velinin değil, çocuğun bakımını ve sorumluluğunu üstlenen kimsenin de kastedilmiş olduğunu söylemek, isabetten uzak bir görüş değildir. Ancak çocuğun bakımını ve sorumluluğunu üstlenen kimse, şer'î velisine rağmen onu hacca götürmemelidir.

Hüküm 95) Çocuğun velisi, hac ve umrenin bütün amellerini ona yaptırmalıdır. Çocuk hac ve umre amellerinin hiçbirini veya bir kısmını yapamazsa, velisi onun yerine o amelleri yapmalıdır.

Hüküm 96) Çocuk ihrama girdikten veya velisi onu ihrama soktuktan sonra velisi onu ihram yasaklarından sakındırmalıdır. Çocuk mümeyyiz değilse, velisi onu ihram yasaklarından korumalıdır.

Hüküm 97) Çocuk ihrama girdikten sonra ihram yasaklarından biri olan avlanma eylemini yaparsa veya velisi onun avlanmasına engel olmazsa, en güçlü görüşe göre avlanma keffareti çocuğun velisine farz olur ve keffaret çocuğun malından ödenmez. İhramın diğer yasakları için de farz ihtiyat gereği aynı hüküm geçerlidir ve keffareti çocuğun velisi ödemelidir.

Hüküm 98) Hacda kurban kesilmesi gereken koyunun parasını çocuğun velisi ödemelidir.

Hüküm 99) Baliğ olmayan çocuk, mîkatta ihrama girmeden önce baliğ olursa, istitaat şartlarını haiz ise, Haccet'ül-İslâm yapmalıdır.

2- Umre Çeşitleri

Umre, sözlükte ziyaret etmek demektir. Fıkıhta ise umre, Allah'ın evi Kâbe'yi açıklanacak özel bir şekilde ziyaret etmektir.

Umre, iki çeşittir:

1- Temettu Umresi

2- Umre-i Müfrede

Bu iki çeşidin her biri, farz olabileceği gibi müstehap da olabilir.

Hüküm 100) Temettu haccının bir bölümünü oluşturan temettu umresinin beş ameli vardır:

1- İhram

2- Kâbe'yi tavaf

3- Tavaf namazı

4- Safa ve Merve arasında sa'y

5- Taksir; yani saç, sakal, bıyık veya tırnaktan bir miktar kesmek

Umre-i müfredenin bu beş amele ilâve olarak iki ameli daha vardır:

1- Nisa tavafı

2- Nisa tavafı namazı

Bu iki amel, taksirden sonra yapılmalıdır.

Hüküm 101) Umre-i müfredenin temettu umresi ile dört farkı var:

1- Temettu umresinde taksir yapmak, yani saç, sakal, bıyık veya tırnaktan bir miktar kesmek gereklidir; fakat umre-i müfredede umre yapan kimse, dilerse taksir yapar, dilerse de saçını tıraş eder.

2- Temettu umresinde nisa tavafı yoktur; fakat umre-i müfredede nisa tavafı vardır.

3- Temettu umresinin mîkatı, ileride açıklanacak olan beş mîkattan biridir; fakat umre-i müfredenin mîkatı, beş mîkattan biri olabileceği gibi Harem'e en yakın nokta da olabilir. Meselâ, mîkatların dışında olan bir kimse, umre-i müfrede yapmak için Mekke'ye gelmek isterse, mîkatlardan birinde ihrama girmelidir; ama Mekke'de olan bir kimse, umre-i müfrede yapmak isterse, Harem'in dışına çıkıp ihrama girebilir.

4- Umre-i müfrede, cinsel ilişki ile bozulur; ama temettu umresinin cinsel ilişki ile bozulduğu belli değildir.

Hüküm 102) Şer'î ölçülere göre müstati olan bir insana, umre-i müfrede ömründe bir kez farz olur ve onun da farzlığı haccın farzlığı gibi fevrîdir.

Hüküm 103) Umre-i müfredenin farz olması için hacca müstati olmak şart değildir. Dolayısıyla sadece umre-i müfrede yapabilecek durumda olan bir kimse, hacca gidebilecek durumda olmasa dahi, umre-i müfrede yapması gerekir.

Hüküm 104) Hacca müstati olup da umre-i müfredeye müstati olmayan kimse, haccetmelidir. Fakat Mekke'den uzakta yaşayanlar, temettu haccı yapmakla mükellef oldukları ve temettu haccı, temettu umresi ve temettu haccından oluştuğu için, onların hacca müstati olmaları aynı zamanda temettu umresine de müstati olmaları ve temettu umresine müstati olmaları aynı zamanda hacca da müstati olmaları anlamına gelir. Ancak önceki meselede denildiği gibi umre-i müfrede, onlara da farz olabilir.

Hüküm 105) Birinin yerine naip olarak hacca giden ve onun yerine temettu umresi ve temettu haccı yapan kimse, daha önce kendi adına haccetmemişse, farz ihtiyat gereği kendi adına umre-i müfrede yapmalıdır. Bunun gibi, hac mevsimi dışında işi icabı mîkata giden ve umre-i müfrede yapabilecek durumda olan kimse, farz ihtiyat gereği kendi adına umre-i müfrede yapmalıdır.

Hüküm 106) Mekke'ye girmek isteyen kimse, hac veya umre için ihrama girmeden oraya girmemelidir. Buna göre eğer hac zamanı değil veya hac için ihrama girmek istemiyorsa, umre-i müfrede ihramı ile Mekke'ye girmesi gerekir. İşleri icabı Mekke'ye sık sık gidip gelen veya Kamerî ayların birinde umre yapıp da aynı ay içinde tekrar Mekke'ye girmek isteyen kimseler, bu hükümden müstesnadırlar.

Hüküm 107) İleride açıklanacak olan ihram yasakları (ihramlıya haram olan şeyler), temettu umresi ile umre-i müfredede aynı şeylerdir. Buna göre temettu umresinin ihramıyla haram olan her şey, umre-i müfredenin ihramıyla da haram olur. Ancak temettu umresinde taksir yaptıktan sonra bütün haramlar helâl olurken, umre-i müfredede taksir veya tıraştan sonra cinsel haramlar helâl olmaz; cinsel haramlar, ancak nisa tavafı ve nisa tavafının namazından sonra helâl olur.

Hüküm 108) Haccı tekrarlamak gibi umreyi tekrarlamak da müstehaptır. Fakat ihtiyat gereği bir Kamerî ay içinde bir kişi adına bir umreden fazlası yapılmamalıdır. Biri bir ayın sonunda, diğeri öteki ayın başında olmuş olsa da iki Kamerî ayda iki umre-i müfrede yapmanın sakıncası yoktur.

Hüküm 109) Temettu umresi ile temettu haccının arasında umre-i müfrede yapmak caiz değildir.

Temettu Haccını İfrad Haccına Dönüştürmek

Daha önce de söylediğimiz gibi Mekke ile ikamet ettikleri yerin arası 16 fersahtan daha az olan kimseler, ifrad haccı yaparlar. Haccın bu çeşidinde hacı adayı, mîkatta ya da oturduğu evinde ihrama girdikten sonra Arafat'a gider ve haccın bütün amellerini tıpkı temettu haccı için ihrama giren kimse gibi yerine getirir. Yalnız ifrad haccında kurban kesmek farz değil, müstehaptır. Hac amellerini tamamladıktan sonra da Mekke'nin dışına çıkarak ihrama girer ve bir umre-i müfrede yapar. Bazı durumlarda temettu haccı yapması gereken ve temettu umresi için ihrama girmiş olan kimsenin niyetini ifrad haccına dönüştürmesi gerekebilir ki buna, ifrad haccına geçiş denir.

Hüküm 110) Umre niyetiyle ihrama girmiş olan kimse, herhangi bir mazeretten dolayı zamanında Mekke'ye gelemez veya zamanında Mekke'ye gelmiş olduğu hâlde herhangi bir mazeretten dolayı umre amellerini zamanında yapamaz da umre yapacak olursa Arafat'ta vakfe vakti geçer veya vakfe vaktinin geçmesinden korkarsa, aynı ihramla (umre için girdiği ihramla) ifrad haccına geçiş yapar. Bu durumda hacı adayı hac amellerini yerine getirdikten sonra bir umre-i müfrede de yapar ve böylece haccı sahih olur ve Haccet'ül-İslâm olarak kabul edilir. Ancak mazeretsiz olarak Mekke'ye gelmekte gecikir veya mazeretsiz olarak umre amellerini yapmayı geciktirirse, bu durumda yukarıda açıklanan şekilde davranması gerekmekle birlikte farz ihtiyat gereği gelecek yıl temettu umresi ile temettu haccı da yapmalıdır.

Hüküm 111) Temettu umresi için ihrama girip de hac vakti geçtikten sonra Mekke'ye giren kimse, umre-i müfredeye niyet etmeli ve aynı ihramla umre-i müfrede yaparak ihramdan çıkmalıdır. Şayet önceden üzerine hac müstakar olmuşsa veya gelecek yıl istitaat şartlarını haiz olursa, [yaptığı bu umre yeterli olmaz ve] haccetmesi gerekir.

Hüküm 112) Mîkatta aybaşı hâlinde olan ve temettu umresi için ihrama girip de umre amellerini yapacak olursa Arafat vakfesine yetişemeyeceğinden korkan kadın, bunun gibi mîkatta aybaşı hâlinde olmayıp da umre amellerini yapmadan önce âdet göreceğine ve sonuçta Arafat vakfesine yetişemeyeceğine ihtimal veren kadın, ma fi'z-zimme (üzerine düşen görev) niyetiyle ihrama girebilir. Bu durumda eğer umre vakti geçmeden önce temizlenirse, umre amellerini yapar, ardından hac için ihrama girer. Aksi takdirde aynı ihramla hac yapar, ardından da umre-i müfrede yapar ve bu haccı sahihtir ve Haccet'ül-İslâm olarak kabul edilir.

Hüküm 113) Mîkatta aybaşı hâlinde olan veya daha sonra âdet göreceğini bilen, fakat aynı zamanda umre günlerinde temizlenip umre amellerini yapabileceğinden emin olan, bu nedenle de temettu umresi niyetiyle ihrama giren, ancak Mekke'ye girdikten sonra umre amellerini yapacak olursa Arafat'a yetişemeyeceğinden emin olan veya buna büyük ihtimal veren kadın, ifrad haccına geçiş yapıp ihtiyaten niyetini yenilemeli ve ifrad haccı yapmalı, sonra da umre-i müfrede yapmalıdır ve bu hac onun için Haccet'ül-İslâm olarak kabul edilir.

Hüküm 114) Temettu haccı yapması gereken kimse, ihrama girerken temettu umresi yapacak olursa Arafat vakfesine yetişemeyeceğinden emin olursa, ilk baştan ifrad haccı niyetiyle ihrama girebilir ve ifrad haccını tamamladıktan sonra umre-i müfrede yapar. Ancak eğer ihrama girdikten sonra temettu umresinin amellerini yapıp Arafat vakfesine yetişebileceği anlaşılırsa, niyetini değiştirip temettu umresi yapmalıdır ve bu şekilde amel ederek Haccet'ül-İslâm görevini yerine getirmiş olur.

Hüküm 115) Vakit daraldığı sırada herhangi bir mazeretten dolayı ihramsız olarak Mekke'ye giren kimse, Mekke'de ifrad haccı niyetiyle ihrama girmeli ve hac amellerini yaptıktan sonra umre-i müfrede yapmalıdır.

Hüküm 116) Hayız, nifas veya vakit darlığı gibi bir mazeretten dolayı temettu umresini yapamayacağının ve yaparsa sahih olmayacağının farkında olan bir kimse, buna rağmen temettu umresi niyetiyle ihrama girerse, bu ihramın sıhhati, hatta ciddîliği şüphelidir.

Hüküm 117) Kasten ve mazeretsiz olarak ihrama girmeyip de temettu umresinin vaktini kaçıran kimse, ifrad haccı için ihrama girmeli, ardından umre-i müfrede yapmalı ve farz ihtiyat gereği bir sonraki yıl yeniden haccetmelidir.

Hüküm 118) Önceki birkaç hükümde bahsedilen vaktin darlığından maksat, Arafat'ın ihtiyarî vakfesine yetişememe korkusudur. Arafat'ın ihtiyarî vakfesinin vakti, zilhicce ayının dokuzuncu gününün öğlesinden (öğle ezanından) aynı günün akşamına (akşam ezanına) kadardır.

Hüküm 119) Hac aylarında, yani şevval, zilkade ve zilhicce aylarında mîkatta umre-i müfredeye niyet ederek Mekke'ye girip hac mevsimi gelip çatıncaya kadar Mekke'den dışarı çıkmayan kimse, niyetini değiştirerek yaptığı umreyi temettu umresi olarak sayıp müstehap veya farz temettu haccı yapabilir. Nitekim umre-i müfrede esnasında da niyetini temettu umresine döndürebilir.

Hüküm 120) Müstehap hac niyetiyle ihrama girerek Mekke'ye giren ve Mekke'ye girdikten sonra umre amellerini yapmak için vakti daralmış olan kimse, ifrad haccına niyet ederek ifrad haccı yapar, ardından umre-i müfrede yapması da gerekmez.

Hüküm 121) Muayyen olarak ifrad haccı yapmakla mükellef olan ve ifrad haccı niyetiyle ihrama girmiş olan kimse, niyetini ifrad haccından temettu umresi veya temettu haccına döndüremez.

Hüküm 122) Temettu umresi niyetiyle Mekke'ye giren ve umre amellerini yapmış olan kimse, ardından temettu haccı yapmalıdır ve ifrad haccı niyetiyle ihrama giremez.

Hüküm 123) Hayız kanından temizlenmiş olduğunu sanarak umre amellerini yapan, daha sonra Arafat'ta veya Meş'ar'ül-Haram'da kan lekesi görüp de umre tavafını ve tavaf namazını âdet hâlinde yerine getirdiğine kesin olarak kanaat getiren bir kadın, Mekke'ye dönüp umre amellerini yapacak vakti yoksa, niyetini ifrad haccına döndürür. Kan lekesi görüp de umre tavafı ve tavaf namazı sırasında temiz olup olmadığından şüphelenen kadın ise, şu şekilde ihtiyat edebilir: Temettu veya ifrad niyeti etmeksizin hac amellerini yapar, kurban keser, sonra da umre-i müfrede yapar. Şayet muayyen olarak temettu haccı niyeti ederse, hac amellerini yaptıktan sonra tavaf ve tavaf namazı hâlinde âdet hâlinde olduğu anlaşılırsa, bu hacla yetinmemesi gerekir.

Hacca Vasiyet Etme

Hüküm 124) Üzerine hac müstakar olan ve kendisi haccedemeyen kimse, kendisinde ölüm alâmetlerini görürse, tarafından haccedilmesi için vasiyet etmelidir.

Hüküm 125) Üzerine hac müstakar olan kimse, hacca vaziyet etmese dahi, ölümünden sonra, eğer geride bir mal bırakmışsa, vârislerine onun tarafından haccetmesi için naip tutmaları farzdır. Ama eğer geride bir mal bırakmamışsa, vârislerine kendi mallarıyla onun için naip tutmaları farz değildir. Fakat yine de vârislere, özellikle de ölen kimsenin evlâtlarına, kendileri için fazla bir zahmeti ve zorluğu yoksa, bir iyilik olarak onun tarafından haccetmeleri yakışır.

Hüküm 126) Üzerine hac müstakar olup da ölen kimse için haccın farz amellerini yerine getirmek üzere mîkattan naip tutmak yeterlidir ve mîkattan haccetme masrafları terekenin aslından alınır.

Hüküm 127) Bir kimse, açık bir şekilde kendisi için kendi şehrinden naip tutulmasını vasiyet eder veya vasiyetinden bu anlaşılırsa, vasiyetine göre amel edilmelidir. Bu hacca [mîkattan haccetme karşısında] "beldeden haccetme" denir. Ancak mîkattan haccetme masrafından fazlası, terekenin [aslından değil] üçte birinden karşılanır. Buna göre eğer bu fazlalık, üçte birden fazla olursa, vârislerin rızasına ihtiyaç duyulur. Şayet ölen kimse, malının üçte birinden kendisi için kendi beldesinden naip tutulmasını vasiyet ederse, malının üçte biri buna yetiyorsa, beldeden naip gönderilir; malının üçte biri buna yetmiyorsa, mîkattan naip tutulur ve bu yeterlidir. Ancak eğer vârisler büyük olurlar da üçte birden fazlası için rıza gösterirlerse, beldeden de naip tutulabilir.

Hüküm 128) Bir kimse, üzerine farz olan hac masraflarının malının üçte birinden karşılanmasını vasiyet ederse, terekesinin üçte birinden karşılanır. Terekenin üçte biri buna yetmezse, eksiklik terekenin aslından alınır.

Hüküm 129) Bir kimse, [üzerine farz olan] Haccet'ül-İslâm'ı yerine getirmesi için kendisine naip tutulmasını vasiyet etmesinin yanında namaz, oruç ve müstehap işler için de vasiyet ederse, hac masrafları terekenin aslından; namaz, oruç ve müstehap işlerin masrafları ise terekenin üçte birinden karşılanır. Şayet hac masraflarının terekenin üçte birinden karşılanmasını vasiyet etmiş olursa, terekenin üçte biri hac masraflarına yetiyorsa, hac masrafları çıkıldıktan sonra geriye bir şey kalıyorsa diğer vasiyetler için harcanır.

Hüküm 130) Bir kimse, kendisi için nezir haccı veya Haccet'ül-İslâm dışında hayattayken bozmuş olduğu, dolayısıyla da yinelenmesi gereken başka bir hac ya da müstehap hac yapılmasını vasiyet ederse, bunun masrafları terekenin üçte birinden karşılanır. Terekenin üçte biri yetmez, vârisler de büyük olurlar da rıza göstermezlerse, vasiyeti yerine getirmek farz değildir. Bu durumda müstehap ihtiyat gereği malının üçte birinin hayır işlerde harcanması uygundur.

Hüküm 131) Üzerine hac müstakar olan kimse ölürse, vârislerine, öldüğü ilk yıl içinde onun tarafından naip tutmaları farzdır. Mîkattan naip tutmak yeterli ise de, o yıl mîkattan naip tutmak mümkün olmazsa, ölen kimsenin şehrinden naip tutmaları gerekir ve bu durumda bütün masraflar terekenin aslından karşılanır.

Hüküm 132) Ölen kimsenin öldüğü ilk yılda ancak normalden fazla bir ücretle naip tutulabiliyorsa, o ücretle naip tutulup ilk yılda ölen kimse tarafından hacca gönderilmesi farzdır.

Hüküm 133) Bir kimse, hac masraflarının belli bir malından karşılanmasını vasiyet ederse, vasiyetine göre amel edilmelidir.

Hüküm 134) Vârisler naip tutma işini ihmal ederler de mal telef olursa, sorumlu olurlar ve ölen kimse için kendi mallarıyla naip tutmaları gerekir.

Hüküm 135) Bir kimse, malından belli bir meblağı kendisi tarafından haccedilmesi için ayırırsa, o meblağ mîkattan haccedilmeye bile yetmezse, vasiyeti geçersizdir ve o meblağ da ölen kimsenin terekesinden sayılıp vârisler arasında taksim edilir. Fakat müstehap ihtiyat gereği o meblağın hayır işlerde kullanılması daha uygundur.

Hüküm 136) Üzerine Haccet'ül-İslâm farz olduğu hâlde dünyadan göçen kimse, geride hac masraflarını karşılayacak miktarda mal bırakırsa, mirasçıları hac için naip tutmadan veya naibe ödenecek ücreti ölen şahsın vasisine vermeden önce o malda tasarruf edemezler. Hatta eğer geride bıraktığı mal, hac masraflarından fazla da olsa, vârislerin naip tutmadan veya naibe ödenecek ücreti ölen kişinin vasisine vermeden önce o malda tasarruf etmemeleri ihtiyata uygundur. Ancak eğer geride bıraktığı mal, çok fazla olur ve vârisler hac masraflarını ödemeyi taahhüt ederlerse, o malda tasarruf etmelerinin sakıncası olmaz.

Hüküm 137) Ölen kimsenin mirasçıları, hac masraflarını terekeden ayırıp vasiye verirler de mal vasinin ihmali yüzünden telef olursa, vasi sorumludur ve telef olan malın bedelini kendi malından ödemelidir. Malın telef olmasında vasinin ihmali söz konusu olmazsa, vasi sorumlu değildir, fakat hac masrafları terekenin geri kalanından ödenmelidir. Şayet ölen şahsın vârisleri terekeyi aralarında paylaştırmışlarsa, her biri, hac masraflarını temin etmek için kendi payına düşeni vermelidir. Hac için ayrılan malın vasinin ihmali yüzünden telef olup olmadığı belli olmazsa, yine söylenen şekilde davranılmalıdır.

Hüküm 138) Bir kimse, belli bir malından kendisi için Haccet'ül-İslâm yapılmasını vasiyet eder de o mal humus veya zekâtın taalluk ettiği bir mal olursa, önce o malın humusu veya zekâtı verilmeli, daha sonra geri kalan miktarı hac için harcanmalıdır. Şayet geri kalan miktar hac için yeterli olmazsa, fazlası onun diğer mallarından karşılanır.

Hüküm 139) Ölen kimse, belli bir şahsın onun tarafından haccetmesini vasiyet eder de o şahıs normalin üzerinde bir ücret isterse, eğer talep ettiği ücret ölen kişinin terekesinin üçte birinden fazla olmazsa, vârisler o şahsı naip olarak hacca göndermelidirler. Ancak eğer o şahsın talep ettiği ücret, ölen kişinin terekesinin üçte birinden fazla olursa, vârislerin buna razı olmamaları durumunda ölen kimsenin o şahısla ilgili vasiyeti geçersiz olur ve başka birini naip tutmaları gerekir.

Hüküm 140) Önceden üzerine hac müstakar olup da hacca gitmek için kayıt yaptıran, fakat sırası gelince [hacca gitmeye muvaffak olmadan önce] ölen kimse, eğer sırasından yararlanılarak kendisi için [beldeden] hac yapılmasını vasiyet etmiş olursa, ancak terekesinin üçte biri bu haccın masrafları için yetiyorsa, vasiyetine göre amel etmek farz olur. Aksi takdirde kendisi için mîkattan naip tutulması yeterli olur. Ancak eğer ölen kimsenin üzerine önceden hac müstakar olur da sırası sonraki yıllarda gelecek olursa, vârislerinin aynı yıl içinde onun için mîkattan naip tutmaları gerekir. Aynı yıl içinde onun için mîkattan naip tutmazlarsa, günah işlemiş olurlar ve sonraki yılda -vasiyet etmiş olsa da, olmasa da- onun için [beldeden] naip tutmaları gerekir.

Hüküm 141) Vârislerden bazıları ölen kimsenin üzerinde farz haccın olduğunu ikrar ederler de diğer bazıları bunu inkâr ederlerse, ikrar edenlerin hac masraflarından kendi paylarına düşeni vermeleri gerekir. Eğer ikrar edenlerin verdiği paranın toplamı hac masraflarını karşılamaya yetmezse, eksik kalan miktarı tamamlamak onlara farz değildir.

Hüküm 142) Bir kimse, üzerine hac farz olan ölen kimse tarafından ücret almadan haccederse, hac ücreti vârislere yetişir. Fakat özellikle de ölen kimsenin hac masraflarını belirlemiş ve kendisi için haccedilmesini vasiyet etmiş olması durumunda müstehap ihtiyat gereği hac masraflarını hayır işlerde harcamaları ya da ölen kimse tarafından sadaka olarak vermeleri daha uygundur.

Hüküm 143) Ölen kimse tarafından haccedilmedikçe sırf naip tutmakla mükellefiyeti sakıt olmaz. Dolayısıyla tutulan naibin ölen kimse için haccetmediği veya yaptığı haccın batıl olduğu anlaşılırsa, onun için yeniden naip tutulması gerekir. Eğer önceki naipten ücreti geri almak mümkün olmazsa, hac masrafları yeniden terekenin aslından alınır.

Hüküm 144) Vasiyeti kabul ederek veya ecir olarak belirlenmiş bir yılda başkası tarafından haccetmeyi üstlenen kimse, aynı yıl içinde kendi müstati olursa, kendi haccını yapmalıdır. Ancak eğer vasiyeti kabul ederek veya ecir olarak yerine getirmeyi üstlendiği haccın ücreti ile müstati olmuşsa, önce üstlendiği haccı yerine getirmeli, sonra [sonraki yıl] kendi için haccetmelidir.

Hacda Niyabet

Niyabet, bir işi başkası tarafından yapmak demektir. Başka bir ifadeyle niyabet şudur: Bir kimse, başka birisi tarafından bir işi yapar ki, o başka kimsenin üzerindeki yükümlülük kalsın. Bir işi başkası tarafından yapan kişiye "naip", kendisi için iş yapılan kişiye "menubün anh", kendisi veya başkası için naip tutan kişiye de "müstenîb" denir. İcare, cuale ve şart koşma akitleriyle veya başka yollarla naip tutulabilir. Gönüllü ve ücretsiz olarak da biri tarafından naip olunabilir. Bir ibadet olan hac hususunda da -zikredilecek şartlarıyla- niyabet sahih ve meşrudur, hatta bazen farzdır.

a) Niyabetle İlgili Hükümler

Hüküm 145) İstitaat şartlarını haiz olması neticesinde üzerine hac müstakar olan kimse, yaşlılık, hastalık veya bertaraf olacağı umulmayan bir mazeretten dolayı kendi hacca gidemiyorsa, naip tutup kendi yerine hacca göndermelidir. Ölünceye kadar naip tutmazsa, geride bıraktığı bir malı varsa, vârislerinin onun için naip tutmaları gerekir.

Hüküm 146) Malî istitaati olduğu günden beri bedenî istitaati olmayan, bundan sonra da bedenî istitaati olacağına ümidi olmayan kimseye, naip tutup hacca göndermek farz değildir. Naip tutarsa, müstehap ihtiyata uygun davranmış olur.

Hüküm 147) Müstati, istitaatinin ilk yılında ölürse, geride çok mal bırakmış olsa da, onun için naip tutmak gerekmez. Ancak vârisleri onun için naip tutarlarsa, çok iyi bir iş yapmış olurlar.

Hüküm 148) Kendi haccedemeyen kimse, tarafından haccetmesi için, vekili aracılığıyla veya direkt kendisi naip tutabilir. Hayatta olan biri için, haberi olmadan naip tutulursa, önceden ve hâlihazırda bu işe razı olduğu bilinirse, öyle ki kendisine haber verilince razı olduğunu dile getirirse, yeterlidir.

Hüküm 149) Üzerine hac farz olduğu hâlde ölen kimsenin vasisi, velisi veya vârisleri, onun için naip tutabilirler. Aynı şekilde, ölen kimseye borçlu olan kimse, vârislerinin onun için naip tutmayı ihmal edeceklerini bilirse, şerî hâkimin izniyle onun için naip tutabilir.

Hüküm 150) Vârislerin ölen kimse için mîkattan naip tutmaları2 yeterlidir. Niyabet ücreti, tereke vârisler arasında taksim edilmeden önce terekenin aslından ödenir.

Hüküm 151) Normal ücretle haccedecek bir naip bulunmaz ve normalin üzerinde bir ücretle naip tutmaktan başka çare olmazsa, o ücretle naip tutulması gerekir. Aynı şekilde, mîkattan naip tutmanın yeterli olduğu durumlarda mîkattan naip tutmak mümkün olmazsa, ölen kimsenin haccının ertelenmesin diye beldeden naip tutmak gerekir.

Hüküm 152) Naibin haccetmesiyle, mazur olduğu için tarafından haccedilen şahsın üzerinden hac yükümlülüğü kalkar. Ancak eğer -ister naip ihrama girmeden önce, ister ihrama girdikten sonra, ister naip haccı tamamlamadan önce, ister haccı tamamladıktan sonra- naip gönderenin özrü bertaraf olursa, farz ihtiyat gereği naibin yaptığı hac ile yetinmemeli ve kendisi haccetmelidir.

b) Naipte Aranan Şartlar

Hüküm 153) Naip olacak şahsın aşağıdaki şartları haiz olması gerekir:

1- Farz ihtiyat gereği bulûğ; dolayısıyla mümeyyiz olsa da baliğ olmamış çocuğun naip olması sakıncalıdır.

2- Akıl.

3- Meşhur görüşe göre iman; dolayısıyla naip, Allah'a, Peygamber'e (s.a.a) ve ahirete iman etmesinin yanı sıra On İki İmam'a da (selâm olsun onlara) inanmalıdır.

4- Hac farizasını yerine getireceği hususunda güvenilir olmak; dolayısıyla ihmalkârlık ve önemsemezlikle suçlanan biri naip tutulmamalıdır. Ancak naibin amelinin sahih olduğundan emin olmak şart değildir.

5- Hac amelleriyle yeterli derecede aşina olmak. Bu aşinalığın, amel sırasında birinin kılavuzluğuyla gerçekleşmesi de yeterlidir.

6- Üzerinde farz hac yükümlülüğü bulunmamak.

7- Hac amellerini yapmaktan mazur olmamak.

Hüküm 154) Telbiyesi (lebbeyk söylemesi) veya namaz kıraati sahih olmayan kimsenin naipliği ve ihramı batıldır. Fakat amel sırası gelene kadar telbiyesini veya kıraatini düzeltebilecek kimsenin naip olmasının sakıncası yoktur.

Hüküm 155) Şer'î açıdan naip olması sakıncalı olan kimse, eğer naip olmayı kabul eder de naip olarak haccederse, -belirlenen veya emsaline verilen- ücreti hak etmez. Naipliğini yaptığı veya kendisini naip tutan kimsenin onun durumunu (naip olamayacağını) bilip bilmemesi, bu hükmü değiştirmez.

Hüküm 156) Sahih bir ihramla ihrama girmiş olan kimse, niyetini değiştirip de başkası tarafından naip olmaya niyet edemez; ilk baştan ettiği niyetle amelini tamamlaması gerekir.

Hüküm 157) Allah'a, Peygamber'e (s.a.a) ve ahirete imanın yanında On İki İmam'a da iman şartı, hac niyabetinde geçerli olduğu gibi, cemreleri taşlamak ve tavaf gibi niyabetin caiz olduğu amellerde de geçerlidir.

Hüküm 158) Naip aracılığıyla yapılan hac ile yetinebilmek için naibin ameli yapmış olduğuna dair şer'î hüccetin var olması gerekir. Dolayısıyla eğer naibin ameli yapıp yapmadığından kuşkulanılırsa, tarafından haccedilen kimsenin mükellefiyetinin kalkmış olduğuna hükmedilemez. Fakat eğer naibin ameli yapmış olduğu bilinir de sahih bir şekilde yapıp yapmadığından şüphelenilirse, ameli sahih olarak yapmış olduğunu kesin olarak bilmek veya buna şer'î hücceti olmak gerekmez; sahih olarak yaptığına ihtimal vermek de yeterlidir.

Hüküm 159) Naip olacak kimsenin, naip olarak haccetmek istediği yılda -aynı yıl müstati olması hasebiyle veya önceden üzerine hac müstakar olduğu için- farz hacla mükellef olmaması gerekir.

Hüküm 160) Malî istitaati olmayan kimse, belli bir yılda naip olarak haccetmek üzere ecir olur da aynı yılda kendisi de malî açıdan müstati olursa, kendisi için haccetmesi gerekir ve ecir olma anlaşması batıldır. Ancak eğer istitaati ecir olmakla hâsıl olmuşsa, bu durumda önce naip olarak haccetmeli ve eğer istitaati gelecek yıla kadar devam ederse, gelecek yıl kendisi için haccetmelidir.

Hüküm 161) Bir kimse başka birine, kendisi için farz veya müstehap hac yapmasını vasiyet eder de vasi, vasiyeti kabul ettiği sırada müstati olmaz da daha sonra müstati olursa, kendi Haccet'ül-İslâm'ını yerine getirmelidir; naip olarak haccetmemelidir.

Hüküm 162) Malî açıdan müstati olup da sırası gelmediği için hacca gitme imkânı olmayan kimse, sırası gelen biri için ecir olup onun tarafından haccedebilir. Bu kişinin aynı yıl müstati olmuş olması veya önceden üzerine hac müstakar olması, bir şeyi değiştirmez.

Hüküm 163) Malî açıdan müstati olan kimse, kayıt yaptırıp da çekilişe katılmaz, fakat çekilişe katılsaydı ismi çıkardı diye ihtimal verirse, üzerine hac müstakar olur ve başkası tarafından naip olarak hacca gidemez.

Hüküm 164) Gerçekte müstati olup da müstati olduğunu bilmeyen veya müstati olduğunu bilip de müstati olanın kendi haccını yapması gerektiğini bilmeyen kimse, eğer mîkatta başkasının naibi olarak ihrama girer de umre esnasında veya umre amelleri bittikten sonra bunun farkına varırsa, ihramı ve ameli (umresi) batıldır. Böyle bir kimse, eğer başka bir umre daha yapılabilecek kadar vakit varsa, mîkata gidip kendisi için temettu umresi ihramına girmeli ve umre amellerini yapmalıdır. Eğer başka bir umre yapılabilecek kadar vakit olmasına rağmen mîkata gitme imkânı yoksa, mümkün olduğu kadar mîkata doğru gitmeli ve oradan ihrama girmelidir. Bu da mümkün değilse, Harem'in dışına çıkıp oradan ihrama girmelidir. Bu da mümkün değilse, olduğu yerden ihrama girip umre amellerini yapmalıdır. Eğer başka bir umre yapılabilecek kadar vakit yoksa, ifrad haccı yapmakla mükellef olur ve kendisi için ifrad haccı, ardından da umre-i müfrede yapması gerekir. Ancak eğer hac esnasında ve kendisi için ihrama girmek isterse vakfelere yetişemeyeceği bir zamanda bu durumunun farkına varırsa, Allah katında bir şeye sayılır ümidiyle önceki niyetiyle amelleri tamamlaması gerekir. Fakat ne kendisi, ne de naipliğini yaptığı kimse, bu hacla yetinmemelidir. Kendisi, gelecek yıl kendi haccını yapmalı; naipliğini yaptığı kimse de, sahih bir hacla üzerinden mükellefiyetini kaldırmalıdır.

Hüküm 165) Naip olarak haccetmek üzere ecir olan kimse, bu haccı yerine getirmesi için başka birisini ecir tutamaz; onu kendisi yerine getirmelidir. Ancak eğer naipliğini yaptığı veya onu naip tutan kimse, ona böyle bir yetki vermişse veya ecir olurken bu haccı kendisi yapabileceği gibi başka birisine de yaptırabileceğini belirtmişse, o başka.

Hüküm 166) Hac amellerinin bir kısmını yapmaktan mazur olan kimse, naip olarak haccetmek üzere ecir olamaz. Yapmaktan mazur ameller, kasıtlı olarak terk edilmesi hâlinde dahi haccın batıl olmasına sebep olmayan amellerden olsa bile bu böyledir.

Hüküm 167) Hac amellerinden bir kısmını yapmaktan mazur olan kimse, [ecir olamayacağı gibi] gönüllü olarak bir başkası tarafından haccederse de, o şahsın üzerinden hac mükellefiyeti kalkmaz.

Hüküm 168) Kendi tarafından hacceden kimsenin de, zorunlululuk olmaması hâlinde dahi, kendi kurbanlığını kendi kesmesi gerekli olmadığı için, başkası tarafından naip olarak hacceden kimse de, kurban kesme işini başkasına bırakabilir. Bu durumda kurbanlığı kesen şahıs, naibin üzerine düşeni yapıyorum diye niyet etmelidir. Fakat sadece onun niyet etmesi yeterli değildir, naibin de niyet etmesi gerekir.

Hüküm 169) Temettu umresi ile temettu haccını yapan naip, bir kişi olmalıdır. Buna göre eğer naip, temettu umresini yaptıktan sonra temettu haccını yapmaktan mazur olursa, başka biri, sadece temettu haccını yapmak üzere naip tutulamaz.

Hüküm 170) Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve güçsüzlerle ilgilenen ve zilhiccenin onuncu gecesi onlarla birlikte Meş'ar'ül-Haram'dan Mina'ya gitmek zorunda olan, dolayısıyla da fecir (sabah ezanı) ile güneşin doğması arasındaki zamanda Meş'ar'ül-Haram'da vakfe yapamayan kafile görevlileri, bazı amelleri yapmaktan mazur sayıldıkları için naip olamazlar.

Hüküm 171) Başkası tarafından haccetmek üzere ecir olup da daha sonra kafilede hizmetçi olarak görev alan ve iş bölümü yapılırken güçsüzlerin ve kadınların işleriyle ilgilenmekle görevlendirilen ve bu görevi kabul etmemesi zor ve sıkıntılı olan kimse örneğinde olduğu gibi, niyabeti kabul ettikten sonra naip için bir mazeret çıkarsa; eğer ecir olduğu sırada böyle bir durumla karşılaşacağına ihtimal vermiyorduysa, naip olarak haccetmesinin sahih olacağı isabetten uzak bir görüş değildir.

Hüküm 172) Geceleyin Meş'ar'ül-Haram'dan Mina'ya giden ve fecir (sabah ezanı) ile güneşin doğması arasındaki zamanda Meş'ar'ül-Haram'da vakfe yapmayan kadınlar, mükellefiyetleri böyle olduğu için mazur sayılmazlar, dolayısıyla da naip olarak haccedebilirler.

Hüküm 173) Temettu umresi ve temettu haccı yapamayan ve ifrad haccı ile umre-i müfrede yapmak zorunluluğu olan kimse, temettu haccı yapmakla mükellef olan kimse tarafından naip olamaz. Ancak önceden temettu umresi ve temettu haccı yapmak için ecir olup da daha sonra vakit darlığı nedeniyle ifrad haccı ve umre-i müfrede yapmak zorunda kalan kimsenin amelinin sahih olduğu görüşü, isabetten uzak bir görüş değildir. Fakat ücret konusunda kendisini naip tutan kimseyle uzlaşması gerekir.

c) Naipliği Yapılan Şahısta Aranan Şartlar

Hüküm 174) Naipliği yapılan şahısta birkaç şart aranır:

1- Müslüman olmak; dolayısıyla kendisi için hac yapıldığı sırada kâfir olan bir kimseye naip olmak sahih değildir. Fakat Şiî bir Müslüman'ın Sünnî bir Müslüman'a naip olması, en güçlü görüşe göre sahihtir.

2- Hayatta olmamak. Bu şart, farz hac hususunda geçerlidir. Ancak önceden üzerine hac müstakar olup da yaşlılık veya iyileşmesi ümit edilmeyen bir hastalık ya da bertaraf olması umulmayan başka bir mazeretten dolayı haccedemeyen kimse tarafından naip olmanın sakıncası yoktur. Bunun gibi, müstehap hac hususunda da naipliği yapılan şahsın hayatta olmasının sakıncası yoktur.

Hüküm 175) Naipliği yapılan şahısta "akıl" ve "bulûğ" şartı aranmaz. Buna göre önceden akıllı olup da üzerine hac müstakar olan ve iyileşmesi ümit edilmeyen deliye, aynı şekilde bulûğa ermemiş çocuğa naiplik yapılabilir.

Hüküm 176) Akıllı ve müstati olup da hacca gitmeyen, daha sonra deli olup ölen kimse, geride bir mal koymuş olursa, o malla onun için naip tutulup hacca gönderilmelidir.

Hüküm 177) Müstati oluşunun ilk yılında hacca gidip ihrama girdikten sonra, ama amelleri bitirmeden önce deli olan kimse için naip tutmak gerekmez. Şayet yeniden akıllanırsa, diğer ihramlı kişilerin hükmünde sayılır.


Continue reading this ebook at Smashwords.
Download this book for your ebook reader.
(Pages 1-38 show above.)