Excerpt for Yayıncıların Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunu İle İlgili Sorunlari Ve Çözüm Önerileri by Cahit Suluk, available in its entirety at Smashwords

YAYINCILARIN FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU İLE İLGİLİ SORUNLARİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ


Av. Dr. Cahit SULUK


Published by Av. Dr. Cahit SULUK at Smashwords

Copyright 2010 Istanbul Av. Dr. Cahit SULUK


Smashwords Edition, License Notes

All rights reserved. No part of this publication may be reproduced, stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any means, electronic, mechanical, photocopying, recording or otherwise, without the prior permission of the copyright owner.


E-mail: ito.yayin@ito.org.tr

Web site: http://www.ito.org.tr



İçindekiler


Açış Konuşması

Erhan Erken

İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi


Oturum Başkanı

Mehmet Develioglu

İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkanı Yardımcısı


Yayıncıların Fikir ve Sanal Eserleri Kanunu ile İlgili Sorunları ve Çözüm Önerileri

Av. Dr. Cahit Suluk


Soru-Cevap


5101 Sayılı Korsanlıkla Mücadele Yasası'nın Yayın Sektörüne Etkileri Hakkında Bilgi Notu


Yayin Listesi




ÖNSÖZ


S.5* Fikri Mülkiyet Hukuku; fikir, sanat ve edebiyat eserleri ile patent marka, faydalı modeller. coğrafi İşaretler ve ticaret ünvanları gibi çok genis bir alanı kapsamakta ve pek çok sektörü İlgilendirmekledir.

Diğer taraftan, ülkemizde fîkri mülkiyet hukukunun önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmakta ve ülkemizin gelişim sürecindeki rolü doğrultusunda birtakım düzenlemeler getirilmeye çalışılmaktadır. Nitekiın, fikri mülkiyet ihtisas mahkemelerinin kurulması belki tek başına yeterli olmayan ama adalet mekanizması açısından Önemli sayılabilecek bir gelişmedir.

Yayıncılık sektöründe yaşanan korsan yayınlar ve telif hakları sorunları da fikri mülkiyet hukukunun önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Üzülerek belirtmek gerekir ki, kitapların en çok satış rakamına ulaşanlarının korsan baskısı yapılmaktadır. Bunlar genellikle edebiyat eserleri, okul kitapları ve özellikle üniversite ders kitaplarından oluşmaktadır.

Yayıncılık sektörü içindeki tek sorun maalesef korsan yayınlar değildir. Yayınevleri ve eser sahipleri arasında da zaman zaman telif hakkı ve ücreti konusunda sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Ancak taraftarın daha bilinçli bir hale gelmesi ve sektöre yön verecek doğru uygulamaların zamanla yerleşmesi suretiyle bu tür sorunlar büyük ölçüde çözümlenecektir.

Bu nedenle, İstanbul Ticaret Odası olarak 13 Mart 2006 tarihinde “Yayıncıların Fikir ve Sanal Eserleri Kanunu ile İlgili Sorunları ve Çözüm Önerileri" konulu bir toplantı düzenlenmistir. Kitap haline getirilmiş toplantı notlarının konuyla ilgilenen ve çözüm aramak isteyen herkese yararlı olmasını diler, konuşmacı olarak katılan Av. Cahit Suluk a. toplantıya ilgi gösteren konuklarımıza. toplantının düzenlenmesi ve kitap olarak hazırlanmasında emeği geçen Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Şubesi Uzman Yardımcısı Enis Kayserilioglu'na teşekkür ederim.

Dr. Cengiz Ersun

Genel Sekreter



Açış Konuşması

Erhan Erken

İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi


S.7* "Yayıncıların Fikir ve Sanal Eserleri Kanunu ile ilgili Sorunları ve Çözüm Önerileri konulu toplantımıza hos geldiniz. Açılış konuşmamızı yapmak üzere istanbul Ticeret Odası Yönetim Kurulu üyesi Sayın Erhan Erken'İ kürsüye davet ediyorum. Buyurun efendim.

Erhan Erken: Değerli misafirler. yayıncıların telif haklırı ile İlgili olarak karşılaştıkları sorunlar ve çozum önerileri konusunda tertip edilmiş olan konferansımıza hepiniz hoş geldiniz. Sizleri İstanbul Ticaret Odası Yönelim Kurulu adına saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Bu toplantının tertibinde bizler Ticaret Odası olarak bir sivil toplum kuruluşumuzla birlikte bu çalışmayı yaptık. Basın Yayın Birliği adlı bu kuruluşumuz, böyle bîr çalışmanın yapılmasını bizlerden talep etiler, bizler de Oda olarak - biliyorsunuz bizim de 66 numaralı bir kitap, matbaa karton kutu komitemiz var - İçinde kitapçıların ve yayıncıların yer aldığı. komitemizle ortak olarak böyle bir toplantının yapılmasına karar verildi ve hep beraber buradayız. Şimdi bizim bu telif haklın konusunu İstanbul Ticaret Odası olarak fikir haklarıyla, fikri mülkiyet haklarıyla alakalı konunun bir alt unsuru olarak degerlendiriyoruz-Ticaret Odamızda fikri mülkiyet haklarıyla alakalı bir ihtisas komitemiz var. Bu komitemizin ilgi alanı .3 tane konuyu içeriyor ana olarak, bir tanesi yayıncıların telif konuları, ikincisi marka ve patent konuları, üçüncüsü de muzık eserleriyle ilgili olan konular, tabii burada bizim önemsediğimiz nokta, herhangi bır kişi. herhangi bir kurum, fikri bir ürün ortaya koyduğu zaman onun korunması ve kollanması lazım. Yani bu Uretime her noktada Üretime bir saygının ifadesi, biz Ticaret Odası olarak bunu hakikaten Önemsiyoruz. Tabii bunu önemserken, bu fikrin topluma yayılması surecinde etkin olan kuruluşlar var. Sözgelimi, müzik konutunda birisi bir beste yaptıgı veya bir güfte yaptığı uman, onun müzik haline getirilip yayınlanması aşamasında devreye giren yayıncı kuruluşlar var. işte kitaplarla alakalı, herhangi birisi bir telif eseri ortaya koyduğu zaman, bunu yayınlayan yayıncı var ve patentlerle, markalarla ilgili olarak da aynı oluşumlar var. Dolayısıyla bir ürünü üreten, ikincisi, Ürünün topluma yayılmasını sağlayanlar yani yayıncılar veya bunu dağıtan insanlar, üçüncüsü de bunu kullananlar var. Öyle bir olmalı ki. hem üretimin hakkı korunmalı, yani fikri mülkiyete saygı noktası, onun hakkı korunmalı, onu yayanın hakkı korunmalı, bunların hakkı korunurken de bunlardan istifade eden insanların da bu hakları çok pahalı almamalırı, onların da haklarının

S.8* korunması lazım, dolayısıyla biz bütün bu dengeyi -saglamak zorundayız- Tabii hepsini sağlamak çok zor iş esasında onu sağlamak zorumla olabiliriz ama, saglamak da ne kadar mümkün, o da tartışmalı bir konu. Biz Ticaret Odası olarak, bir yarı kamusal kuruluş olarak buna nezaret eden. bununla ilgili problemleri konuşan, tanışan ve burada sıkıntı cıkmadan olayı çözmeye çalışan bir noktada durmaya çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Dolayısıyla yayıntıların da telif haklarıyla alakalı bir konuyu bize getirmeleri bu açıdan bizim için önemli bulundu. Tabii burada kîtaba, yayına, fikrin üretilmesine olan muhabbetimiz de bizleri bu noktayla alakalı halegetiriyor. Yani biz Türkiye'de okuma oranının artmasını istiyoruz. İnsanların daha fazla okumasını, kitapla. yayınla daha fazla haşır neşir olmasını istiyoruz. Bu da bizim öncelikli konularımızdan bir tanesi, dolayısıyla bunlar yapılırken de hem bunları teşvik etmek, hem de bununla ilgili sıkıntıların olmamasını arzu ediyoruz. Türkiye'de bizim ulaşabildiğimiz rakamlara göre, bir yıl içinde bu ISBN kaydı olan yaklaşık 20 bin çeşit kitap basıldığım biliyoruz, tabii Türkiye'mizde bütün rakamlar tartışmalıdır, hepinizin bildiği gibi, ama elde edilen veriler böyle bir 20 bin rakamını önümüze koymuş oluyor. Yayıncı olarak da 1500 civarında yayıncının olduğunu varsayıyoruz. Ama yine bunlar dediğimiz gibi, üzerinde yani birisi 1600 dediği zaman, ona itiraz, edenin de çok bir sey söyleme hakkı yok. biri 1300 dediği zaman .da diyeceğimiz fazla birşey yok ama yaklaşık 1500 civarında bir rakamı söylüyoruz-Dolayısıyla bu kadar sayıda yayıncının ve eserin, hakikaten telif konusundaki sıkıntılarının enine boyuna tartışılması, görüşülmesi lazım. Yine elimizde bir rakam var, korsan kitapların tüm sektör içindeki payı son yıllarda biraz gerilemekle birlikte. % 25 lere düştü tahmin ediliyor. Bizim elde ettiğimiz verilere göre, tabii yine bu veriler de tartışılabilir. Maalesef hepinizin bildiği gibi. yayıncılar bizatihi İşin İçinde, bir kitap çok satıldığı zaman. hemen onun bir korsan baskısı çıkıyor. Bu hem yayıncıya bir zulum, hem onu üreten teklif hakkı olan onu yazan veya üreten insana bir zulüm, bütün bunların ortadan kaldırılması lazım. Oda olarak biz. önemsediğimiz için yine dediğim gibi böyle bir toplantının yapılmasına katkıda bulunduk. Şimdi huzurlarınıza Av.Cahit Suluk bey gelecek ve kendisi bu konuyla alakalı, konunun enine boyuna, çeşitli noktalarını sizlere aktarmaya çalışacak. Daha sonra da soru cevap çerçevesinde, sizin sorularınız veya ekleyeceğiniz bir şey olursa, onları da burada almayı çalışacağız. Ben sözü daha fazla uzatmadan sizi Sayın Avukat Cahit Suluk Beyle baş başa bırakmak istiyorum tekrar katılımınızdan dolayı, teşekkür ediyorum ve istifadeli bir program geçmesini temenni ediyorum. Hayırlı günler efendim.

Teşekkür ederiz. Şimdi de İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkan vekili Sayın Mehmet Develioglu ve Cahit Suluk'u davet ediyorum. Buyurun efendim.

Mehmet Develioglu: S.9* Değerli misafirler. İstanbul Ticaret Odası'nın düzenlemiş olduğu, yayıncıların fikri mülkiyet hakları çerçevesinde karşılaşmış oldukları sorunları beraberce konuşmak için bîr aradayız, hepiniz hoş geldiniz. Bugünkü programımızı şu şekilde hazırladık. Değerli hocam Av. Cahit Suluk beyefendi konusunda uzman özellikle yayıncıların karşılaştığı fîkri mulkiyet haklarına konu olan problemleri çok iyi bilen bir hocamız ve yayınları da mevcut. Bize gerekli açıklamaları ve bilgilendirmeleri yapacaklar. Biz 40 dakika gibi bir açılış konuşması düzenledik. Daha sonra bir 10 dakikalık çay. kahve molası vereceğiz, ondan sonra hocamıza aklınıza takılan, yaşadığınız problemler, pratik olarak olması gereken karşılaştığınız sorunların hepsini bire bir soracağız ve cevaplarını İsteyeceğiz. Müsaadenizle fazla sözü uzalmadan, değerli hocamız Av. Cahit Suluk beyefendiye sözü bırakalım Kendisinden değerli açıklamalarını alalım Hocam buyrun.

Av. Dr. Cahit Suluk: Hepinizi önce saygıyla selamlıyorum. Bugün sizlere telif haklarından bahsedeceğim. Telif haklarının geneli değil de, sadece yayın sektörünü ilgilendirdiği boyutuyla konuyu ele almaya çalışacağım. Ancak sanıyorum sizlere bir fotokopi dağıtıldı. Dağıtılan şemada fikri mülkiyetin adeta bir ağacı gibi, orada göreceksiniz, fikri mülkiyet deyince, İki ana kategori bulunmakta, bunlardan birisi siz yayıncıları doğrudan ilgilendiren telif hakları veya fikir ve sanat eserleri, diğer kısım ise, sınai mülkiyet hakları dediğimiz, patent, marka, endüstriyel tasarım gibi.Türk patent Enstitüsünden alınan belgelerle korunan birtakım haklar söz. konusu. İki ana kategori var, fikri mülkiyet haklan altında.Biz sadece telif hakları veya fikir ve sanat eserleri kısmını, yine sadece yayın sektörüyle ilgili sorunları ve problemleri tartışacağız. Bildiğiniz gibi. 2004 yılında korsanlık yasası diye bir yasa çıktı. Sanıyorum hepinizin haberi vardır bu yasadan. Bu yasa çıktıktan hemen sonra, bir ay içinde bir sempozyumda. Ben şu ifadeleri kullanmışım: "Artık yayıncıların ve dağıtımcıların karpuz ticareti yapmadıklarının farkına varma zamanı gelmiş, belki de geçmektedir. Fikir ve sanat eserleri gibi bir alanda ticari faaliyette bulunmak özellik arz etmektedir. Fikri mülkiyet hakları, masa ve sandalye gibi maddi mülkiyet haklarından farklı bir hukuki rejime tabidir. Bu bağlamda, kanun koyucu tercihini daima eser sahibi, söz gelimi, kitap yazarı lehine yapmıştır. Bu bağlamda. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), eser sahibi lehine yorum kurallarıyla doludur. Klasik hukuk mantığı İle yaklaşılarak sorunların üstesinden gelinemez, örneğin bir yayınevi, herhangi bir yazarla yayın sözleşmesi yaparken, fikir ve sanat eserleri kanununun 52 nci maddesini dikkate almak zorundadır. Bubağlamda yazarın tüm malı ve manevi haklarımı telif haklarımı, X yayına devrettim seklindeki bir ifadenin altına imza atması yeterli değildir. Böyle bir sözleşme tümüyle geçersiz olduğundan yayınevi yayınladığı eserin korsanı

S. 10* durumuna düşmektedir. Yazar hangi haklarını devrettiyse, sözleşmede bunlar tek tek belirtilmelidir. Eserle ilgili her sözleşme kendine has özellikler göstermektedir. Bu nedenle her sözleşme tipinde dikkat edîlmesi gereken hususlar birbirinden farklıdır".

Bu ifadeler bugün için de geçerli. Güncelliğini yitirmemiş durumda. Sorunlara birazdan geleceğim. Ben önce bu yeni yasanın yani korsanlıkla mücadele yasası, telif hakları yasası içine monte edilen yeni yasadan biraz söz etmek istiyorum sizlere. Yasada konan tabiri tanımlanmadı. Korsan kavramı söyle tanımlanabilir Sahibinden izin almaksızın, orijinal bir fikir veya sanat eserinden, doğrudan veya dolaylı şekilde çoğaltma yapılarak elde edilen ürünler korsandır. Şimdi korsanlıkla mücadele bağlamında bu yasa bir miktar fayda sağladı. Mesela, 2004 yılında bu yasa çıkmadan önce yayın sektöründe % 50 gibi bir korsanlıktan bahsediliyordu. Yani legal olarak çıkan yayınlar kadar neredeyse, legal olmayan, korsan seklinde çıkan yayınlar var idi. Bunun tabii zararı herkese, sadece siz yayıncılara değil, aynı zamanda yazara, aynı zamanda toplumun geneline, aynı zamanda devletin vergi kaybı gibi, birçok yönleri bulunmakta, kayıt dışılık. Özetle, birçok yönüyle toplumun geneli bu işten zarar görmektedir. Yasa bir ölçüde fayda getirdi. Bunu inkar edemeyiz. Ancak sorunlar hala çok buyuk. Bİr tepe gibi, önümüzü ufku görebilecek durumda değiliz su anda. Önümüzde duran bir dağ gibi adeta. Önümüzü güremiyoruz, sorunlar nedeniyle. Neden? Ticaret Odasında bulunuyoruz. Burada oda mensupları da çok iyi bilirler ki, bir yasa yapılırken önce birtakım politikalar belirlenir. Bir takım ticaret, ekonomik, kültürel her ne ise, sosyolojik açıdan o yasanın altında yatan birtakım politikalar belirlenir. Bu politikalar doğrultusunda, ilgililerin ve bilgililerin görüşleri alınır ve daha sonra yasa metni kaleme alınır ve yasalaşır. Telif hakları yasası dediğimiz, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, kısaca FSEK, 1952 yılında yürürlüğe girdi. 1995 yılına kadar rutin olarak uygulandı. Nasıl söyleyeyim, yüksek performansı olmayan yasalar arasındaydı ve az uygulanan bir yasa metniydi, Fikir ve Sanal Eserleri Yasası.

Küreselleşme İle birlikte, 1994 yılında Dünya Ticaret Örgülünün kurulması, Avrupa Birliği ile gümrük birliğine girilmesi, fikri mülkiyet haklarını çok Önemli hale getirdi. Bunun sonucunda da 1952 model yasanın değişmesi gündeme geldi. 80 küsur maddelik yasanın aşağı yukarı yarısına yakını, yaklaşık 40 maddesi büyük Ölçüde değiştirildi. Ve 1995 yılında çok ciddi bir değişiklik geçirdi. Neden? Günün şartlarına uyarlanması, internet gibi yeni teknolojiler nedeniyle yayından, müzikten, sinema sektöründen aklınıza ne geliyorsa, telif hakları deyince, bütün sektörleri ilgilendiren boyutlarıyla birtakım değişiklikler yapılması gerekiyordu ve 1995

S.11* yılında bu değişiklikler yapıldı. Bunlar yapılırken yurt dışındaki birtakım mesela Avrupa Birliğinin birtakım temel metinleri var. Oralardan tercüme. Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) diye bir teşkilat var. O kurumun hazırlamış olduğu birtakım uluslararası sözleşmeler var. Türkiye'de bu sözleşmelerin bir kısmına taraftır. o söyleşmelerden de birtakım kısımlar, adeta aşırılarak yasaya monte edildi. Yani tercüme niteliğinde birtakım çalışmalar sonucunda önünüze bir yasa metni konuldu. Bu somutu yasalaşma, meyvelerini olumsuz. bir şekilde ortaya koyunca, 2001 yılında tekrar yine yaklaşık 30, 40 madde tekrar değişmesi gerekti. 2001 yılında. 95ten 2001’e ne değişti? Çok şey değişmedi açıkçası. O zaman neden değişiklik ihtiyacı duyuldu? Çıkan yasanın kendisi bizatihi sorun üretiyordu. Sonra ne oldu? Yine aynı sorunlar. Yani bir politika belirlenmemesi. ilgililerin ve bilgililerin doğru düzgün katkılarının olmaması, ilgililere sorulmuş olabilir, yani bu yasa metinleri hazırlanırken sizlerin önüne gelmiş olabilir. Ama görüşleriniz yasa metnine doğru düzgün yansıdı mı? Ve uzman eller yoluyla mı bunlar kaleme alındı mı? Telif hakları çok teknik bir alandır. Onun için ben biraz önce bir paragraf affınıza sığınarak okudum. Siz karpuz ticareti, domates ticareti yapmıyorsunuz. Siz çok nitelikli bır ticaret yapıyorsunuz. Atıyorsunuz diyebilirsiniz. Biraz sonra gerekçelendireceğim bu görüşümü. Yasada birtakım temel düzenlemeler var. Ve bunların % 95 İ yayıncıların aleyhinedir. Onları da tek tek ifade edeceğim sizlere, bu görüşlerimi destekleyeceğim, özetlersem siz herhangi bir mal ticareti yapmıyorsunuz, özellikli bir alanda ticaret yapıyorsunuz. Dolayısıyla yasaya çok daha vakıf olmak durumundasınız. Değilse başınıza her şey gelebilir.

Yasa koyucu hızını alamadı, aynı sorunlar nedeniyle, 2004 yılında FSEK’i bir daha değiştirdi ve yine 30. 40 madde. Bu ne laubalilik. Dalga mı geçîyorsunuz? Çok üzgünüm, bu da netice vermedi, vermesi mümkün değildi Çünkü dediğim gibi. ilgili ve bilgili bu alanda uzman kişilerin denetiminden geçmeyen bir yasalaşma süreci, iki tane bürokratın yaptığı yasa, hukukçu dahi olmayan insanların yaptığı yasanın getireceği sonuçlar bunlardı. Şu anda bu konuyla ilgili tekrar bir yasa çalışması var. Haberiniz var mıydı bilmiyorum ama tekrar bir iki ay önce bir sanatçılar bir baskın yaptılar Ankara'ya. Onun sonucunda efendim yasada biz bir daha değişiklik yapacağız, ve aynı tecrübesizlik, aynı denetimsizlik, aynı bilgisizlik, aynı laubalilik devam ediyor şu anda. Bu kadar teknik bir alanda, hakikaten bilgili olmayan insanların eliyle yapılan bir yasa. Ben şunu söylemiştim. 2004 yasaları tartışılırken, hiç unutmam The Marmara Otel'de. Sayın Kültür Bakanı da oradaydı. Kavga yaptık orada. Yasa yürürlüğe girdikten 6 ay sonra yeni yasa çalışmalarına başlarsınız demiştim. Ve gerçekten öyle oldu. Çok yazık. Netice almak mümkün değil bu şekilde ve 1952 yılındaki bir alman profesörü, Ernest Hirsch'in yapmış

S.12* olduğu yasa şu anda adeta tahrif edildi. O günün şartlarında yapılan, kendi içinde belli bir tutarlılığı olan. günümüz şartlarına elbette cevap vermiyor. Mümkün değil cevap vermesi, o gün internet yoktu, bilgisayar yoktu vs. Onu uyarlayacaktınız bugüne, uluslararası anlaşmaları vs. bunlan dikkate alarak uyarlanması gerekiyordu. Hepsi buydu. Ama siz yasayı tahrif ettiniz, gelinen nokta bu.

Peki, şimdi yayın sektörünü olumsuz yönde etkileyen yasadaki hükümler neler? Doğrudan oraya geçmek istiyorum.

1-) Eser sahibi, daima bir gerçek kişidir. Yayıncı olduğunuz için sizin sektörde eser sahibi yazardır. Mali hakları, manevi haklar değil, mali hakları süre. yer ve muhteva itibariyle sınırlı ya da sınırsız karşılıklı veya karşılıksız şekilde baskalarına devredebilir veya lisans (ruhsat) verebilir. Yanı sadece kullanım haklarını devredebilir. Veya mülkiyetin tamamını devredebilir. Sınırlı veya sınırsız, muhtevasını bölerek veya bölmeden, süreyle veya süresiz bir şekilde devredebilir veya lisans verebilir. Sözünü ettiğim 48. madde hükmüdür.

Hemen 52 nci maddeye geçmek istiyorum. Mali haklarla ilgili sözleşme tasarruflar, yazılı olmalı ve konuları olan haklar ayrı ayrı gösterilmelidir. İşte affınıza sığınarak söylüyorum. Zurnanın zırt dediği nokta burası uygulamada. bir defa. yayıncı biz buna neşir mukavelesi diyelim veva yayın sözleşmesi diyelim. Yazarla yayıncı arasındaki yayın sözleşmesinde birtakım hükümler. Ben uygulamadaki birçok sözleşmeyi gördüm, çoğunun yetersiz hatta yanlış olduğunu söyleyebilirim sizlere. Birçoğu da yetersiz olduğu İçin yayıncıların aleyhinedir lehine değil. Eksiklerin,tamamı aşağı yukarı tamamı yata koyucu tarafından eser sahibi yanı yazar lehine doldurulmuştur. 52 nci maddede malî hakların konuları, ayrı ayrı gösterilmelidir, hem de yazılı olarak tek tek belirtilmelidir. Bu düzenleme sizin açınızdan çok büyük önem taşıyor gerçekten. Mesela ben telif haklarımın tamamını, işte falanca yayınevine devrettim, süresiz, şekilde. Bir şey ifade etmiyor. Yarın mahkemeye gittiğinizde, yazar sizden tekrar tazminat ister. Ve siz kendi kitabınızın korsanı konumuna düşebilirsiniz Bunlar gerçek, yani bunları yaşıyoruz biz. Bir sürü Yargıtay kararı var. Neden böyle? Çünkü Yargıtay 52 inci madde hükmünü emredici kural olarak kabul ediyor ve devredilen veya lisans verilen haklar tek tek belirtilmediği sürece, ben bütün haklarımı, telif haklarımı devrettim gibi bir sözleşme geçersizdir diyor. Şimdi bu çok temel bir sorundur. Çünkü uygulamadaki birçok sözleşme hep bu şekilde yani büyük çoğunluğu bu şekilde ifade edilmiş.

Peki, sözleşmeyi nasıl yapacaksınız? 52 nci maddeye uygun bir sözleşme, ben

S.13* bugüne kadar pek görmedim. Ama tek tek belirteceksiniz, hangi hakları devraldığınızı. Mesela kitapla ilgili mali haklar, nedir bunlar, çoğaltma, yayma, gerekirse temsil, gerekirse islenme, bunlar yasada geçiyor. Bunları tek tek yazacaksınız. Örnek vereyim sizlere, bir yazarın 1950 yılında kitabını bastınız ve bir sözleşme yaptınız. Tüm haklarını devraldık diyerek rahatlıyorsunuz. Sözleşmeyi de cebinize koydunuz. Daha sonra kitap çok tutuldu. Mesela 100 temel eser arasına girdi, ondan sonra başınız derde girmeye başlıyor. Örneğin sîz tuttunuz, kitap çok meşhur olduğu için bunu bir sinemacıyla anlaşıp sinemaya uyarlamak istediniz. Sözleşmenize bakacaksınız, eğer sinemaya uyarlama hakkı sizde değilse o hak yazarda veya onun mirascılarındadır. Böyle bir konuda kesinlikle davalara muhatap olacaksınız ve ciddi sorunlar yaşayacaksınız.

Başka bîr örnek. Siz bütün hakları devraldım dediniz ya. ama işlenme vesaire lafı geçmedi orada, Tuttunuz kitabınızı, iyi bir roman, İngilizceye tercüme yaptırmak istediniz. O sözleşme size o hakkı vermiyor. Bunun İngilizceye tercüme, yani işlenme hakkı yazar veya onun mirasçılarındadır. Kısacası, sözleşmenizde Özel olarak düzenlemediğiniz herhangi bir mali hak üzerinde tasarruf yetkiniz bulunmamakta, yayıncı olarak. Bu hakların tamamı yazarda veya onun mirasçılarındadır.

2-) Çok daha ilginç bir hükümden bahsedeyim sizlere, yasa diyor ki, yazar olarak ben mesela X yayınlarından bir kitabım yayınlandı. Şimdi bu kitabın yazarı benim, eser sahibi benim, mali haklar benim yayıncımda. Peki, X yayınları bu kitap üzerinde mali hakları devralırken neleri devraldı. Sadece çoğaltma ve yayma haklarını devraldı. Bunun tercüme hakkı yine bende. Bu kitabın herhangi bir dile çevrilmesi, eğer sözleşmede bir hüküm yoksa yasa benim yanımda. Bu kitaptan cıkıp bir televizyonda yâda radyoda pasajlar okunması, yani temsil hakkı yine yazarda. Yayıncıda değil.

3-) Sizin kanununuz aslında telif hakları kanunu değil. Sizin kanununuz sizin sözleşmenizdir. Onun için benim tavsiyem sizlere sözleşme sizin bu kanuna alternatif bir kanun oluşturmanız gerekiyor. Yani kendi sözleşmenizi yapmanız gerekiyor. Nasıl yapacaksınız o sözleşmeyi, bu kanundaki emredici kurallara aykırı olmamak kaydıyla lehinize ne varsa, koyacaksınz sözleşmeye. Bu da kolay bir şey değil açıkçası, çok zor bu şey gerçekten. Neşir mukavelesi için ayrı bir sözleşme tipi hazırlanmalı. Yine eser sipariş sözleşmesi için ayrı bir sözleşme hazırlanmalıdır. Yani her bir olayla ilgili ayrı bîr sözleşme tipi hazırlamanız gerekiyor.

4-) S.14* Yine çok enteresan bir konu. ben konunun anlaşılması için kendi somut örneğimi veriyorum, bağışlayın onun için. X Yayınlarına mali haklarımı devrettim. Sözleşmede herhangi bir hüküm olmadığımı düşünün. X Yayınları, söz gelimi 10 sene sonra bir sıkıntıya girdi ve elindeki bütün sözleşmeleri bir başka yayınevine sattı. Bunlar olan şeyler, uygulamada. Devralan yayınevi, benim kitabın ikinci baskısını veya 5 inci baskısını yaptı. Sözleşmeye bakarım. Sözleşmede eğer hayat yayınları bu kitabın telif haklarını yani mali hakları, yani yayma ve çoğaltma haklarını bir başkasına devredebilir diye .sözleşmede özel bir düzenleme yoksa, devredemez. Geçersiz, devir. Ve o benim kitabımı basan ikinci yayınevi korsanlık eylemini İşlemiştir. Yasa açık, çok açık. Madde 49 hükmüne bakınız.

5-) Ileride çıkarılacak mevzuatın eser sahibine tanıyacağı mali hakların devri veya lisansa konu olması geçersizdir. 51. madde hükmü emredicidir. ilerde ne bileyim İşle internette yayma diye bir hak çıktığını düşünün. Bu hak da yine yazardadır ve bunun devri de geçersizdir, ona yapacak bir şeyiniz yok. Orada yazar eser sahibi lehine yorum İlkesi yine geçerlidir.

6-) Başka bir konu. yine ben uygulamada sıkça rastlıyorum. Bîr yayınevinden gitmiş vatandaş böyle sözleşme satın almış, telifleri, artık yayınevi batmıştır, göçmüştür. Yetkisiz bir kişiden mali bir hakkı iktisap eden kişinin iyi niyeti korunmaz ( FSEK m. 54). Şimdi kuralı uygulayalım herhangi bir somut olaya. Yetkisiz bir kişiden mali bir hakkı iktisap eden kişinin yani devralan veya lisansını alan kişinin iyi niyeti korunmaz. Şimdi siz tuttunuz bir yayınevinden veya bir kişiden devraldınız. Size dedi ki, söz. konusu kitabın telif sözleşmesi elimde, bunu size devretmek İstiyorum. Siz de tuttunuz devraldınız ve daha sonra kitabı yayınladınız. Ondan sonra asıl telif hakkı .sahibi çıktı ortaya ve size davalar açtı. Kazanır. Ve siz kaybedersiniz. Alabiliyorsanız yetkisiz kişiye verdiğiniz, parayı geri alırsınız. Yapacağınız tek şey bu.

7-) Yine başka açık bir düzenleme. Sözleşmede onu biraz önce ifade etmiştim ama vurgu yapmak İstiyorum. Sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça, malı bir hakkın devri veya bîr ruhsatın (lisansın) verilmesi, eserin tercüme veya şair işlenmelerini kapsamaz. Yine 55. madde hükmü de oldukça açık. Hükme göre, sözleşmenizde kararlaştırmadıysaniz mali bir hakkı devir veya lisans almanız, söz konusu eserin işlenme hakkını size bahşetmez.

8-) Yine başka bir enteresan hüküm. Esere konu olan nüshaların mülkiyelinin devri, fikri mülkiyetin devri anlamına gelmez. Örnek vereyim size. Uygulamada

S.15* sıkça karşılaşılan bir konu, bir tablo düşünün. Bir bankaya siz tablonuzu ressam olarak sattınız. Tablonun mülkiyetini sattınız. Telif hakları sizdedir. Hem mali haklar. hem de manevi haklar. Evet o tablonun mülkiyeti, çıplak mülkiyeti bankaya geçmiştir. Sözgelimi o tabloyu kullanarak mesela promosyon olarak kullanacağı bir takvime basarsa banka suç işlemiş olur. O telif hakkı sîze aittir. Bu nedenle de yeniden sizden izin alması gerekir. Tablonun mülkiyeti bankaya .sadece o tabloyu duvara asması için devredilmiştir. Onun ötesine gidemez. Yani şunu .anlatmaya çalışıyorum. Eskiden hani bir tabir vardır, bir koyundan bir post çıkar. Telif haklarında bir koyundan 9 tane post çıkar. Hiç endişe etmeyin 9 tane post çıkartırız biz hukukçular olarak. hakikaten sonsuz mali haklar doğuyor, kendi içinde birtakım haklar doğuyor. Yine yasanın, yazarın yani eser sahibi lehine yorum kurallarıyla dolu olduğunu görüyoruz.

9-) Başka bir düzenleme. Bir trafik kazasında, birine bir zarar verdiniz. gittiniz bir başkasının aracına çarptınız, Zarar kaç para, 5 milyar. O zaman 5 milyarınızı isleyebilirsiniz. Öyle değil mi? Çocuğunuz başkasının camını kırdı, camın ancak parasını isleyebilirler. Telif haklarında durum farklıdır.3 katı tazminat vardır lelif haklarında, yine eser sahibi lehine yorum. Korsan baskı olduğunu düşünün. Ne kadar kitap toplatıldı. 10 bin adet kitap tespili yapıldı diyelim ki, izinsiz olarak 10 bin adet baskı, ne kadar telif. 10 milyar Bu durumda 30 milyar ödemek zorundasınız.

10) Telif hakları meselesi, patentten filan da farklıdır, telif haklarının çok farklı bir düzenlemesi vardır. Mesela patentlerde 3 katı tazminat filan yok. telif yasalarına göre İşçi işveren İlişkisinde manevi haklar vardır. Adın belirtilmesi, kamuya sunma, eserde değişiklik yapılmasını önleme gibi manevi haklar vardır. Bu haklar, eser sahibinde olup devredilemez ve vazgeçilemez nitelikledir, patentte. markada, tasarımda bu tür haklar yoktur. Sadece patent ve tasarımlarda adın belirtilmesi hakkı vardır, o kadar. İşçi, işveren İlişkisinde, mesela buluşun sahibi işverendir. Hiç tartışmasızdır, nettir yani. Telif haklarında öyle değil. Bu sorunları sadece Türkiye mi yaşıyor? Hayır. Tüm dünyada böyledir bu mesele. Peki. batıdaki yayıncılar nasıl yapıyor? Adam gibi oturuyorlar, sözleşmeler hazırlıyorlar, yasa çıkarken duyarlı oluyorlar. Tecrübeli avukatları var bu konuda, onları devreye sokarak, kendi lehlerine olan birtakım düzenlemeleri çıkarmaya çalışıyorlar. Yani lobi faaliyeti yaparlar ve netice almaya çalışırlar. Çok teknik bir yasa ile karşı karşıyayız. Yayıncıların aleyhine olan bir dizi düzenlemelerle karşı karşıyayız. O zaman çaresi yok mu? Elbette her şeyin çaresi var. 2004'deki düzenlemeyle size örgütlenme imkanı getirildi. Türkiye'de bir meslek birliği furyası çıktı bu son dönemde, müzisyenler, sanatçılar, oyuncular herkes meslek birliği kurmaya başladı.

S.16* Eser sahıplerinin de meslek birlikleri var biliyorsunuz. ama, siz yayıncılar da artık meslek birligi kurabiliyorsunuz. Benim önerim sizlere örgütlenmeniz yonündedir. Bu bir. iki. kendi kanununuzu kendiniz yapacaksınız, çok net söylüyorum. Yani sözleşmeler hazırlayacaksınız, hazırlatacaksiniz. Ben buna, kendi kanununuzu kendiniz yapacaksınız diyorum. Çünkü yasa sadece eser sahibini düşünmüş, iki taraf arasındaki dengeyi bence biraz eser sahibi lehine kaçırmış, tamam, zayıfı koruyalım. Iş hukukunda da vardır bu kural, işçiyi koruma kuralı. Ancak FSEK korumanın dozunu biraz kaçırmış gibi geliyor bana. Yazar zayıf olduğu İçin veya eser sahibi zayıf konumda olduğu için, siz yayıncılarda sermaye olduğunu düşünen yasa koyucu, hep eser sahibi lehine birtakım düzenlemeler getirmiş. Bunların bir kısmı da emredici, ona yapacağınız bir şey yok. Uygulamada bütün manevi hakları devreden bir sürü sözleşme var. Hepsi geçersiz, hiç anlamı yok yani. 3 gün sonra mahkemenin önüne geldiğinde, o kısımların tamamı geçersiz. Hiç dikkate alınmayacaktır. Uç, kanun çalişmalarinda aktif görev alınması gerekiyor. Meslek birliği çatısı altında bunun yapılması, çok doğrudur. Bir sürü çatlak ses çıkacak yerde, tek bir noktadan tek bir vuruşun yapılması daha dogru olacaktır. Ve kendi sektörünüzü ilgilendiren boyutuyla yasayı tamamıyla elden geçirip. neler yapılabilir bu konuda, ne tür adımlar atılabilir, bunlar düşünülüp birtakım gerekçeleriyle birlikte, yasa koyucunun önüne koymanız gerekir, ciddi bir çalışma gerektirir bu tabii.

11 -) Benim dikkatimi çeken bu şey, yasaya tekrar baktigimda aklıma geldi. Bağlantılı haklar vardır. Duymuş olmanız lazım. Başka bir adı komşu haklar. Simdi bu bağlantılı haklar arasında kimler var. Radyo - TV kuruluşlarının yayınları üzerindeki hakları vardir. Sizle çok benzeşir. Radyo-TV kuruluşlarının yayınları üzerindeki hakları, film yapımcılarının hakları vardır. Fonogram yapımcılarının haklari vardır. Bir de icracı sanatçılarin haklari vardır. O icracı sanatçıları bir tarafa koyalım. Çünkü biraz farklılaşıyor, ama fonogram yapımcıları, film yapımcıları ile radyo-TV kuruluşlarının yayınlari üzerindeki haklari, daha doğrusu bu hakların verilme gerekçeleri, aslında sızinkilerle aynı Nedir o? Şimdi biz eser sahibini niye koruyoruz? Adam tekrar eserler meydana getirsin, teşvik ediyoruz yani. teşvik primi veriyoruz. Adam üç kuruş bu işten kazansın veya itibar kazansın ki, ondan sonra veni eserler meydana getirebilsin. Peki, yapımcılar bir eser sahibi mı? Hayır. Bunlar bir eser meydana getirmemiş,bir eserin pazarlanması veya kamuya duyurulması ile ilgili kuruluşlar bunlar. Peki, yasa koyucu onları niye destekliyor? Kültüre yatırım yaptikları için. Peki. yayıncı ne yapıyor? O da kültüre yatırim yapıyor. Aynı gerekçe orada da var, ama ona böyle bir hak tanınmamış. Yalnız maalesef bu sorun sadece Türkiye'de değil, dünyada böyle. Onun İçîn yani eğer bu sorun Türkiye'de olsa.

S.17* bunu hemen çözerrdık sizinle. Ama dünyada bu sorun var. demek kı dünyadaki yayıncılar da bu meseleyi çok ciddiye almamışlar, fonogram yapımcıları kendi haklarına sah ip olmuşlar. Radyo- TV sahihi olmuş, film yapımciları sahip olmuş ama iş yayıncılara gelince. onlar bu işi fazla dikkate almamışlar, lobı faaliyetleri yapamamışlar. ya da az yapmışlar. Benim yorumum bu. Ayni gerekceler orada da var. türk yasa koyucusunun önüne getirilebilir bu. böyle bir hakkı tanımak, Türkiye'de tanımak uluslararası anlaşmalara da aykırı değildir. Uluslararası anlaşmalar çünkü, minimum standardı belirtir Belli bir standatta korumak zorundasınizdır. Daha üste koruma gctırıyorsaniz ben bir şey demem der. uluslararası anlaşmalar Bunu gündeminize almanızda yarar var diye düşünüyorum.

12-) Türkiye'de sinema kanunu diye bir kanun cikti. haberiniz oldu mu bilmiyorum. 2004 yılinda. Ama yayıncılarla ilgili kanun çıkmadı Benim bildiğim Bu da yine meslek birlığj çatısı altında çalışılması ve üzerinde durulması gereken bir konu diye düşünüyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Başkan: Değerli hocam çok teşekkür ediyoruz. Hocam bize yayıncılarla ilgili fıkır ve sanat eserleri kanununu anlatmak yerine, pratik olarak karşılastiğimiz sorunları dile getirmeye çalıştı. Bunlara kendi karşılaştığı, gerek akademik olarak, gerek pratik mahkemelerde, dava konusu olan tarafıyla açıklamaya çalıştı. Bunlarla ilgili bizlerin de karşıladığı. aklımıza takılan bazı sorularımız varsa, hocamıza bunları yoneltmek ısteriz Eğer arzu ederseniz bir 10 dakika size bir çay ikramımız olsun Peki. hazırun çay ikramımızı erteleyelim diyorlar. Sonunda o zaman hep beraber çay ikramımızı yapalım. Sorularımızı alalım ve cevaplarını hocamız vermeye çalışsın bize. Mikrofonumuzu getirebiliyor muyuz arkadaşlar, geliyor herhalde Peki. efendim once siz. buyurun, kayıtlar için bize lazım. Kendinızi de bir tanıtırsanız memnun oluruz.

Günel Altıntaş: Seçme kitaplar yayınevi sahibiyim. Ayrıca şair. yazar olarak da taniniyorum $imdı efendim benim en çok sikıntısını çektıgim şeylerden bir tanesi, nitekim biraz once avukat arkadaş, korsan tanımını yaparken şunu soyledı E ser sahibinin izni olmaksızın basılan her şey korsan oluyor. Bu konuda kanunun bu tanımının önce değişmesi gerekir. Çunku biraz önce başka bir örnek de verdi, söz gelişi bir yayınevi battı, battı yahut kapandı, haklarıni başkasına devrettiği zaman. o devri alan. yazar devre izin vermemiş olması yüzünden, onun da korsan olduğu seklinde, konunu o şekilde anladığını belirtti. Şimdi halbuki bunlar iyi niyetli şeylerdir ve bunlarda korsan yoktur. Korsan tanımının mutlaka bu işlerden ve şeylerden ayırmak lazımdır. Ben çeşitli antolojiler yaptım, şiir antolojileri, şarkı

S.18* sözü antolojileri filan gibi simdi bakıyorsunuz orada mesela bir sair diyelim 1940 yılında. 50 yılında ölmüş, tabii onun bu haklari da çocuklarına, torunlarına geçmiş, onu bulmanın imkanı yok. Yani hem sayı olarak çok kişi mesela, bîr ufak şarki kitabında diyelim, şarkı sozü yazarı 100 tane var. Onlara telif verilse, her birine ancak birer lira düşer. Oysa onların o adreslerini ve izinlerini temin edebilmek için yapılacak harcama o telifi 10, 15 kat aşar. Dolayısıyla onlara ulaşmanın o kadar çok sayıda İnsana ulaşmanın ve onları oraya toplamanın imkanı yuktur. Şimdi bu telif hakları kanunu çıkmadan once biz şair olarak !baska kavgaların peşindeydik. Mesela diyelim Mehmet Puat antoloji yapmış da beni almamış, vay nasıl almassın beni diye. Yahut Asum Bezirci yapmış da öteki almamış. Nasıl sen beni almazsin diye, bugün bu telif haklari yasası bir şantaj yasası haline geldi. Herkes bekliyor ki. keşke beni alsa da dava etsem de 4 yıl hapis var çünkü. 4 yıldan 6 yıla kadar. Bir şey kopa abılsem diye, şimdi bu artık inşafla bağdaşır bir şey degıl Ataol behramoglu beni górdu. dedi ki gunel sana bir müjdem var. Nedir? Işte antolojime seni aldım. bana müjde veriyor. Halbuki öbürü ah keske alsada tepesine binsem dıyor, böyle kanun olur mu? Bu kadar insana yetişmesi mümkün degil, mümkün olmayan şeyi yapmayı bır kanun adamdan isteyebilir mi? Ben yillar once bir hikaye okudum. Maposandan, altında bîr ad vardı, çeviren adı. o adamı hiç tanımıyorum. Hikayeyi de çok sevdim. almak istiyorum bir yere. Bîr turlu onun mirasçılarını, kaç tanedir. Amerika'da mıdır. Türkiye'de midir, nerede bulacaksınız da alacaksıniz:O zaman bu telif haklari yasası, o çeviriyi yapan yani işlemeyi yapan kimsenin hakkını korumuyor. Onu öldürüyor. Halbuki ben ona ulaşsam. 3 kurus, 5 kuruş verir alırım antolojiye. Bunu önlüyor, yani telif haklarını korumuyor, tersine yok ediyor. Sonra başka bir şey daha var. mesela yine Hemingway'den bir hikaye basmak İstedim. O zaman Hemingway e bir 50 dolar versem. 50 dolar da çevirmene versem, 10 hikaye olsa İçinde, 1000 dolar. Zaten basacağım kitabın da değeri o kadar eder yani. Muracaat ettim, ajansına not aldılar. 2 ay sonra telefon ettim, bana demiyorlar yazmadık, yazmıyoruz, uğraşmıyoruz biz bu işlerle diye. siz 50 dolara Hemingway yayınlayamassiniz. bayım dedi. Yani Hemingway mesela aynı şey başka türlü de oluyor. Diyelim ki Yapı Krediye düşmüş, ne bileyim ben Sait Faik'in telif hakkı, Yapı Kredi insan değil ki gidip konuşamıyorsun ki, orada birtakım memurlar var. Onların da af edersiniz umurunda değil. Bir şey yaptiıgıniz zaman izin vermiyorum diyorlar. Hâlbuki Sait Faik sag olsa. herhalde izin de verir, her şey de olur. Bu tur firmalarin eline gectigi zaman zaten şey olmaktan çıkıyor, yani bir iki yaratıcı, işlemeci arasındaki ilişki olmaktan da çıkıyor. Şimdi çözum olarak ben burada iki şey Önerebilirim. Birincisi, bu ufak şeyler, mesela demin verdiğim gibi. örnek, 1 milyonsa diyelim bîr tek liraysa telif. bu gibi sadaka kadar olan şeylerin peşine düşülmesin. İkincisi, bir fon oluşturulabilir. O fona yatırılabilır.

S.19* Hiç ozaman da gerek kalmaz yani. benim gidip şuna,Buna boyun egmeme. parası neyse yatıririm. yapacağım çünkü, sonuçta ben de bir işlemeciyim, yani bir antoloji yaptığım zaman kanun beni de koruması lazım. Korsan saymaması lazım. Ben bunun parasını bir yere yatırarak yapacağım eserde. bunları kullanabilmeliyim, kot] niyet cezalandırilabilir. Kötü niyetli olursam, onun şerefini, haysiyetini rencide edecek şekilde kullanıyorsam, elbette cezası var ama iyi niyetli, onu onure edecek şekilde kullandıktan sonra bunun Önlenmemesi, tersine* teşvik edilmesi lazım gelir diye düşünüyorum. Peki, teşekkür ederim efendim.

Başkan: Biz teşekkür ederiz. Değerli hocam, hemen cevap vermek ister misiniz, birkaç tane daha soru alalım mı?

Av. Dr. cahit Suluk: Başkaca sorulan alalım lütfen!.

Başkan: Arkada bir beyefendi, önce cl kaldırmıştı, sizden ricam, tamam hocam.

Mehmet Bilen: Bilen yayıncılık. Bugünkü acaba bu konunun içine sureli mevkute yayıncılığı giriyor mu? Yani süreli yayinciliklarin da bayağı İlginç çelişkili bazı durumları var, hukuki durumları var. O da bu kapsama girebiliyor mu? Şimdi patent dairesi ile sınai mülkiyet hakkı ile basın kanununda bizim İsim İmtiyaz haklarının basın savcilıklarina olan tescillerimiz çelişiyor. Yani biz İstanbul'da veya Ankara'da isim alıyoruz, yayın yapıyoruz. Basın Kanununa göre. Ankara'da hiç yayın yapmayan. Ankara'da değil de. herhangi bir fuarcı gidiyor, bızım adımızı Ankara'da tescil ettirivor, patente. Ben diyor yayıncıyım. Hâlbuki yayıncı filan degıl. Biz burada yasaya göre bunu yapıyoruz. Öbürü de karşımıza çıkıyor, bende diyor bu hak. Hak var ama ortada bir ürün yok, bir şey yok. Halbuki biz burada kanuna göre yapmışız, burada buyuk bir çelişki var yani, özellikle dergiler konusunda bunu aslında oda da hakikaten değinirse, çok iyi olur. Yani cemiyeti de ilgilendiriyor. Çok büyük bir boşluk var. Bu konuda da bir açıklama yaparsanız iyi olur.

Başkan: Buyurun hocam siz cevap verin.

Av. Dr. Cahit Suluk: Şimdi bu tabii çok İlginç bir nokta, Ama aynı mesele odanın içindeyız şu anda. ticaret sicili bakımından da geçerli. Yani birtakım firmaların ticaret unvanları, başka birisi tarafından marka olarak tesçil edilebiliyor Türkiye'de. Neden? Çünkü bilgisayarlaşma oranının düşük olması, denetimsizlik, vs. vs. ve ticaret sicilleri, il sınırlari dahilinde tutuluyor. Yani İstanbul Ticaret Odasında A şahsı adına kayıtlı biri isim, Gaziantep'te B ye verilebiliyor. İşte ne bileyim Trabzon'da

S.20* baska birine verilebiliyor. Çekirdek unsur vardır. Atıyorum Gökkuşağı, bilmem ne yayıncılık limited şirketi, buradaki çekirdek unsur Gökkuşağı lafıdır, önemli olan odur, onun eklerinin değişmesi, bir şey İfâde etmez. Markada da öyledir. Markada mesela Gökkuşağı markası, ne ile ilgili alındı, yayıncılık sektörü İle ilgili alındı. O zaman bunun arasında problem yaşanıyor, Yani ticaret unvanı A firmasında. Gökkuşağı bilmem ne limited sirkeli B firması ise, Türk patent Enstitüsünden gökkuşağı diye bir marka belgesi alıyor. O zaman hak kimin? Mahkeme uygula masına baktığımızda, ilk bunu kim kullandıysa, ona veriyor. Bu uygulama, maalesef size bir yuk getiriyor. Unvanınızı veya kullandığınız herhangi bir unsuru, aynı zamanda marka olarak da tescil etmeniz gerekiyor. Değilse, sorunlar yaşayabilirsiniz, bu her zaman böyle değil, mesela Yargıtay bazen bakıyorsunuz, ilk kullanan kim bunu, ilk kim meşhur etti diyor. Falanca. O zaman diyor, marka kimin adına, filancanın adına, onunkini iptal ediyor. Markayı size veriyor ve siz gidip bunu daha sonradan tescil yapabiliyorsunuz. Uygulamada çok ciddi sorunlar var bu konuda. Bu bir marka hukukunun konusudur esas itibariyle, gerçi fikir ve sanat eserleri yasasında da kısa bir konuya değinmiş 82, 83 üncü maddelerde, sorun marka hukukunu ilgilendiriyor daha ziyade. Sorunun devamı mı vardı beyefendi?

Başkan Bilen: Ben bir ilave yapayım müsaade ederseniz hocam, özellikle bu konu süreli yayın yapan yayıncılardan çok fazla sıkça gelen bir konu. Tesadüf oldu beyefendinin bunu sorması da. Erhan beyin açılış konuşmasında yaptığı İstanbul Ticaret Odası’ nın fikri mülkiyet haklarıyla ilgili bir alt komisyonu var, bu çalışmalarını çok ciddi bir şekilde yapan komisyon. en son yapmış olduğumuz toplantıdaki gündemimizin birinci maddesi buydu. Bu konuyla ilgili hatta sektörden birkaç tane süreli yayın yapan kurumun temsilcilerini çağırdık onları dinledik ve onlarla ilgili bir girişimde bulunmak üzere de bir çalışmalarımız var. Sizden ricam Mehmet Bey, eğer bunu bir yazılı doküman haline getirir bize ulaştırirsanız, bizim elimizde doküman olur, veri olarak biz bunu kullanmak isteriz, peki, beyefendi. Peki Yelda Hanım aynı zamanda bizim fikri mûlkiyet haklari komisyonumuzun üyesidir. Müsaade ederseniz, ilk söz hakkı onun olsun.

Av.Yelda Dikmen Uras: Estagfirullah teşekkür ederim. Biz ev sahibiyiz aslında, konuklarımıza öncelik vermemiz gerekirdi ama beyefendinin sorusu geçmeden bu konu ticaret kanunu ve markalar mevzuatı bakımından çok güncel bir konu, sayın başkanın da söylediği gibi, yeni ticaret kanunu taslak çalışmalarından zannediyorum hepimizin bilgisi vardır. Yeni ticaret kanununda bu konuda da ayri hükümler var. Daha da Türk Patent Enstitüsü İle Ticaret Odaları nezdinde tutulan

S.21* (ticaret sicili datalarinin aynı merkezde birleşip, sorgulanması gibi bir noktaya varılmak isteniyor. Yani bu şunu getirecek, dediğiniz gibi. Ticaret kanununa gore bir taraftan sicillere, unvan, ticari işletme adı olarak tescil edilirken, bir taraftan başka bir konuda marka tescilinin önlenmesi bakimindan doğru bir yöntem olacak. Ama bugün dahi şunu size söyleyebilirim, Türk Patent entustüsüne eskiden bir Ucret yatırıp sorgulamanız mümkündü, bugün ise web sayfasına girip kendi markanıza benzer marka var mı. onu sorgulayabilirsiniz bir de önemli bir konu bu. Markalarla ilgili konuda iyi niyet esası pek mümkün olmadığı İçin, dava zaman aşımları çok uzun, eğer tescil edilmiş markanız sizin daha öteden beri kullandığınız bir marka başkaları tarafından haksız tescil edilmişse, iplal davası açmanız her zaman mumkun. Ama süreli yayınların kendi başına eser olma niteliği o telif haklari konusu bakımından ayrı bir konu. Yanı sizin İsmi süreli yayınınızın ismi için soru sordunuz zannediyorum ama. niteliği itibariyle kendisi zaten bir eser. o eserin de adı, derginizin.adi oluyor. Yani adıyla bütünleşmiş bir eser, içetigi başlı basina her i ayrıca bu kanuna konu olabilecek bir konu. Teşekkür ederim.

Başkan: Biz teşekkür ederiz Yelda Hanım. Beyefendi.

Cem Ark: İyi günler. Universal dil hizmetleri ve yayıncılıktan geliyorum. Benim sorum işleme ve derleme eserler kapsamında yer alan ve var olan bir sorunla ilgili. Şimdi gerek sözlük, gerekse çeviri eserlerinin telif haklarının işleme ve derleme eserler kapsamında yer aldığı hepimizce bilinmekte. Yalnız ne yazık ki piyasada bu ürünlerin, birtakım küçük değişiklikler adı altında, başka isim veya yayın evi adı altında piyasaya sürüldüğünü görüyoruz. Şimdi çeviri eserlerinde, hangi orana kadar yapılan değişiklikler, gerek üretici firmanın, yani çeviri işini yaptiran yayınevi veya çeviri işlemesi oldu, gerekse çevirmenin telif haklari kapsamında savunabileceği bir alana giriyor? Bunu öğrenmek istiyorum. Ikinci sorum yine bununla bağlantılı olarak, iki dilli sözcüklerin bu bağlamda durumu nedir? Üçüncü soru, aslında benim asıl meslegimle. çevirmenlik bu alanda da bu telif haklari da benim alanıma giren bir şey. Şu an çevirmenlik yapmıyorum, bir yayınevinde yöneticiyim. fakat olayı daha da iyi yorumlamak ve daha kapsamlı, sağlıklı çozumler bulabilmek açısından, şunu da merak ediyorum. Mesela bir süreli yayın, bugün yabancı bir dile çevrilecek, İngilizce olabilir, Fransızca olabilir, bu web sitesinde yayınlanacak, süreli bir şekilde diyelim, çünkü bugün e- dergiler de var. Birtakım e dergilerin yabacia dilde yayinlanması konusu, gündeme geldiğinde, websitesine konduğunda, bununla ilgili, çevirmenden veya yazardan da izin almak gerekli mi? Bununla ilgili de sözleşme yapmak gerekiyor mu, bunları hükümler olarak belirtmek gerekiyor mu, bu konularda beni aydınlatırsanız çok sevinirim.

S.22* Başkan: Hocam iki tane daha sorumuz var müsaade ederseniz onları da alalim, hepsine cevap alalım.

Sönmez Neşriyat ve Matbaacılık A.Ş. Mehmet Ocakçıoglu: Benim Cahit beye sorularım olacak, 1969 yılında şirketimiz bir yazarla mukavele imzalıyor bir kitap yayını hakkında. Bu yazar bundan 40 sene evvel yapılan kontrat tahmin edersiniz ki o zaman sözle oluyordu her şey ama yine de bir mukavelemiz var elimizde. Bunu şirkeümizin genel müdürü rahmetli Ali İhsan Yurt yapıyor, Ali Fikri Yavuz hocamızla mukaveleyi, yazarla. Şirketimizin genel müdürü arasında ve şöyle bir madde diyor ki, varislerim adına dahi hayatta iken bunu söylüyor, bu kitabın tüm yayın haklarını şu kadar ücretle sattım. Artı, yine bir madde. % 2, her baskıdan % 2 baskı, kitap olarak tarafima verilmek kaydıyla diyor ve biz bunu 10 binlerce basıyoruz, rahmetli oluyor yazarımız, hiçbir problemimiz yok. Her baskıdan % 2 sini alıyor, akabinde çocukları, varisleri çıkıyor, biz diyorlar babamız öldü yayın hakkıni verin bize, biz de itiraz. ediyoruz olmaz, böyle bir şey diye ve dava açıyorlar, kaybediyorlar davayı. Arkadan kim akıl veriyorsa, Ankara'da bir dava çıkıyor karşımıza, fikri sınai haklar mahkemesinden cayma hakkını kullanıyoruz diyor çocukları varisleri ve biz kaybediyoruz davayı. Ve dava şu anda Yargıtay'da. Böyle bir şey. Yasalar, hep mi yazarı kolluyor, demin bahsettiniz. Ama bu kadar da olmaz yani bu kitabın belli bir ücret ödenmiş, telif hakkı ödenmiş, senelerce.

Av. Dr. Cahit Suluk: Caymanın gerekçesi nedir?

Sönmez Neşriyat ve Matbaacılık A.S- Mehmet Ocakçıoglu: Caymanın gerekçesi olarak bir şey söylemiyorlar. Biz kitabı 10 binlerce basmışız, elimizde halen 1985 yılında 84 yılında bastığımız, mevcudu var. Bize niye kitap basmıyorsunuz diyorlar. Elimizde mevcudu var diyoruz, mahkeme tespiti yaptırıyorlar, tespitte çıkıyor bunlar. Elimizde mal olduğu, hala 84 baskısı kitap olduğunu tespit ediyorlar. Kendileri yapıyor bunu. Buna rağmen kaybediyoruz. Ben teşekkür ediyorum.

Başkan; Bİz teşekkür ediyoruz.

Hüseyin Doğru: Efendim ben Damla yayınevinden. Benim de birkaç sorum olacakti, Cahit beye, bunlar somut sorular olacak. Bir tanesi su, 95 öncesi fikir ve sanat eserleri yasasında eser sahibinin tüzel kişi de olabileceği konusunda bir öngörü vardı, fakat yeni kanunda sadece bunun gerçek kişi olabileceği söyleniyor. Bu durumda bizim o tarihteki sözleşmelerimizin yani eser sahibinin tüzel kişi, Damla yayınevi tüzel kişiliğinin olacağına dair yaptığımiz sözleşmeler ne olacak?

S.23* İkinci sorum, FSEK 52 nci maddeye göre haklar yazılı olması isteniyor. Buralarda uhıı birçok hak var. bir de islenme hakkı var. Simdi ben sizin kitabınızı okudum acizane. Orada islenme hakkının, butun islenme haklarını devrettim demek de yeterli değildir, diyorsunuz. O halde ben ne diyeceğim, örneğin tercüme haklarını alacaksam. Ingilizceye tercüme hakkı mı diyeceğim, yoksa dunyada 100 tane dil var. 100 dili tek tek sayacak mıyım. Yasada çünkü tek tek sayacaksın diyor. Yoksa söyle mi demem gerekiyor. Turkçeden başka butun dillere tercume haklarını devrettim mi demesi gerekiyor? Yanı bu da genel bır ifade oluyor, tek tek yazmıs olmuyorsunuz, bu açıdan bir açıklayıcı bilgi rica ediyorum. Bir de benim sıkıntım, korsan baskı tabii pek çok yayıncının basına geliyor, benim de basıma geldi. Hemen derhal bır yasal takıp sürecini başlattım Ancak 9 uncu aydan. 12 inci aya kadar geçen sure, yayıncilar açısından ekonomik bir sezondur, bu sezon suresinde sonuç alamadım. Daha yeni sonuç aldım ama sezon bitti. Ve toplatirmak için yaptığımız şeyde de operasyonda da hiçbir kitap bulamadık. Çünkü basın savcısı diyor ki, ya onda da sözleşme varsa, ben ne bileyim onun korsan olduğunu, bir soracağım dur bakayım diyor, gidip soruyor korsancıya senin bu kitabın sözleşmesi var mı? Kor sancınin tabi haberi olmuş oluyor Hemen kitabım kaçırıyor, vardı benim filan diyor, hadi getir belgeyi. Yok. oyle bir şey. Yani burada yayıncının aleyhine isleyen bır dava sureci söz konusu, bu konuda ne yapabiliriz? Ikincisi de gelecek. teknolojilerdekı kapsama konusunda bir şey söylemiştiniz. Kasetlerin olduğu bu donemde. CD lerın ve DVD lerin olmadığı bir donemde, CD çıktı ve biz de battık kı. gelecekte başka tespit araçları da çıkacak. Bakanlığa biz bu konuda. Kültür bakanligına. eser işletme belgesi almak için müracaat ediyoruz, kitaplardan farklı olarak. Burada biz şöyle bir sözleşme yapmıştık, tespit aracı ne olursa olsun, basmaya, yayınlamaya, vs. gibi yazmıştık. Tespit aracı kaset olabilir. CD olabilir, DVD olabilir, başka şeyler de olabilir, gelecekte çıkacak, şu anda bilmediğimiz. Simdi tespit aracı ne olursa olsun İfadesiyle verilen bir sözleşme aslında geçerli olmasına geçerli olması gerekirken, yani yazarın kastı, eser sahibinin kastı burada önemli Kultur Bakanlığına yaptığımız müracaatta hayır orada CD kelimesi apaçık yazması gerek diyor. DVD kelimesı apaçık yazmasi gerekiyor gibi ifadeler yer alıyor. yani onlar sonuç itibarıyle bir memur. ve mumkün olduğu kadar problem çıkmasın istiyorlar, ama bu durumda bizim haklarımız çiğnenmiş oluyor, sorum biraz uzun oldu. teşekkür ederim.

Başkan: biz teşekkür ederiz- Peki. son sorusu sizden alalım. Geliyor. Buyurun.

Aygoren Dirim: Esın yayınevi. Simdi sanıyorum bir de en önemli sorunumuz, bu alıntı, daha doğrusu antolojilrre ne kadar alınacağı, sanıyorum mahkeme

S.24* kararlarında da mahkemelerde de bu çok nitliğe kavuşmamış bir durumda, halihazırda, olan kitaplardan, yeni bır antoloji adı altında, hazırlanan bır kitaba, ne kadar alıntı veya iste ne bileyim, siir antolojisi ise. öykü antoloisı ise veya tiyatro ise, kaç tane alınabilir, bu sayfa sayısıyla mı belirleniyor, yoksa başlık sayısı mı belırliyor bunu, çünkü bu maddede de açıklık yok gördüğüm kadarıyla. Çunku iste eğitsel amaçlı olursa, bilmem ne olursa, yani ders kitabı, butun kitapların amacı eğitseldir yani. bunun olcusu nedir? Lütfen Cahit Bey bu konuda açıklık istiyoruz. Teşekkür ederim.

Baskan: Tesekkûr ederiz. Cahit Bey isterseniz kısa kısa. hemen daha birkaç tane daha soru alacağız herhalde.

Av. Dr. Cahil Suluk: Ben ama hafizamda tutamam bu kadar. Şimdi genç arkadaşımın sorduğu bir soru var. Cevirı. çevirinin kendisi de bir eserdir, orada bir anlaşmamız gerekiyor, arkadaşımız da o kanaatte bildiğim kadarıyla, çeviri bir eserdir. Çeviri yapan kişi de eser sahibidir. İki kural haricinde ki onlar da çok Önemli değil şu anda. Onun için söylemek islemiyorum konuyu uzatmamak bakımından, herhangi bir eser sahibi malı ve manevi haktan bulunmaktadır, çeviri sahibinin. cevirinin internete konulması, elbette bir yayındır. Yani internet de bir yayın aracıdır, bu yasada da açıkça geçiyor zaten Bir vayin aracıdır. Dolayısıyla o durumda da tekrar izin alması gerekiyor, yanı bunun baskısı gibi internetle bunun için de ayrı bir izni gerektiriyor. Buyurun.

...Yayinci o durumda çevirmenden mı izin alması gerkıyor. yoksa aynı zamanda yazardan da mı?

Av. Dr. Cahit Suluk: Her ikisinden birden izin alması gerekiyor. Şimdi şöyle bakınız. İngilizce bir romanı, Türkçeye türcüme yaptınız. Bir yayıncının bunu basabilmesi için. siz tabii izinli olarak bunu yaptınız. Yani İngiliz romancıdan İzinli olarak yaptınız, eser sahibinden izin aldınız. Sonra bir yayına ile anlaştınız, yayıncı bunu bastı. Sonra sizin romanınız tuttu Arapçaya çevrildi. Çevrilirken bu sefer, hem sizden, yani çevirmenden. Türkçe çevirmenden hem de tekrar ingiltere'deki o roman yazarından izin alınması gerekiyor. oyle. Cifte dikiş, lngilizceden Arapça ya çevrildiği taktirde, Türkçe tercümeye gerek kalmıyor. Ben Türkçe tercümeden bahsediyorum. Evet. Şimdi çeviri ile ilgili bir başka soru varsa, arkada konuşabiliriz. Teknik çeviriden kastınız nedir? Eğer o eser. eser niteliğinde ise,yani sahibinin hususiyetini taşıyorsa, evet. Sahibinin hususıetini taşıyorsa, sozlukler bir derleme eser niteliğindedir. Bakınız ne katlar işte kac madde aldı. Öyle bir şey yok. Yani

S.25* eserin kaçta kaçı alındı, yine hanımefendinin sorduğu soruda buna benziyor, yani biz kaç tane siir alabiliriz veya kaç sayfasını alabiliriz, kaç sayfa, böyle bir sey yok. Bu somut olaya bağlı olarak mahkemelerin yapmış olduğu yorum, bilirkişilerin ve mahkemelerin yaptığı yoruma bağlı olarak orada bir tecavüz var mıdır, yok mudur, meselesini sonra her somut olaya bağlı maalesef bir hukuk güvenliği yok bu anlamda, ama böyle.

... Somut örnek olması anlamında bir örnek verebilir miyim bilmiyorum. Mesela diyelim bir Beko buzdolabı diyelim, ondan bunun katalogu, kullanım kılavuzu var biliyorsunuz. İşte yabancı dile çevrilecek. Ingilizceye mesela. Bu bir eser niteliğine giriyor mu? Bunun için izin alınması gerekiyor mu?

Av. Dr. Cahit Suluk: Kılavuzda, bakınız şöyle, bir kılavuz vardır, 3, 5 sayfadan oluşur, bası ttir çok sade ve herkesin kullandığı sıradan banal ifadeler kullanılmıştır. Bu eser değildir. bu bildiğiniz bir kılavuzdur ve bunun bire bir tercümesi veya bire bir kullanımı onu da söyleyeyim size, FSEK kapsamında korunmaz. Amaticaret Kanununun haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunur. Yargıtay çok İstekli bu korumaya. Haksız rekabet koruması çok fazladır Türkiye'de, Çok geneldir. Hiçbir şey bilmiyorsanız gidin haksız rekabete dayanın. Bu haksız rekabet çerçevesinde korunur. Bu kılavuz, mesela bir araç aldınız, 100 sayfalık kılavuzu var. O zaman evet, bir eser niteliğindedir. Yalnız bu somut olaya gore değişir onu söyleyeyim sizlere, bilirkişiye gidecektir. Bilirkişi sahibin hususiyeti vardır derse, işte o zaman eserdir diyoruz ve bütün yasa (FSEK) sonuçlarıyla uygulanır. 1969 cayma meselesi, şimdi bütün haklarımı devrettim diyor, rahmetli yazar, ondan sonra bu yıllarca. 30 yıl. 40 yıl yayıncı tarafından basılıyor, satiliyor, hiçbir şey çıkmıyor. 40 yıl sonra birinin aklına bir şey geliyor yayıncıya diyor ki. bu diyor bizim diyor, sen bunu basamazsın artık, ben diyor mırasçiyim. Ya olur mu, olmaz mı? 40 yıl sonra. Bu olmaz normalde. Ama oradaki hata nedir? O sözleşme, yani bütün haklarımı devrettim, vs. fakat Allahtan mahkemeler biraz o konuda esnek davranıp, 30 yıl neıedeydin, yani uzun süre sessiz kaldıysan hak kaybına uğradın diyerek, lelif haklan yasasından değil de. başka bir hukuk kuralından yola çıkarak, meseleyi sizin lehinize çözüyor. Nilekim yayıncı firma o ilk davayı kazanıyor, ama ikinciyi kaybediyor. Cayma hakkı, bir haldi gerekçe varsa, mesela siz mali haklarınızı devreniniz, yayınevine, yayınevi hiç basmadı sizin kitabınızı. Veya bastı bir sene, iki sene. Daha sonra baskılar tükendiği halde, basmadı. Yani sızın eserinizi köreltiyor deyim yerindeyse. Yasa koyucu diyor ki, cayma hakkını kullanabilir eser sahibi veya mirasçı olarak. Ama var olan deposunda 1984 tarihli eserler olmasına rağmen, bu efendim bu cayma hakkımızı kullanıyoruz, bilmiyorum dosyayı görmek lazım

S.26* tabii. Bunun hatalı olduğunu düşünüyorum. Bu tabii simdi yasal süreç devam ediyor.

... Ediyor ama. bu arada varisler bu kitabın yayın hakkıni bır yayınevine satıyorlar. Bu yayınevi on binlerce şu anda piyasada, butun arkadaşlar da biliyor. Satıyor. Biz de hiçbir şey yapamıyoruz.

Av. Dr. Cahit Suluk: Korsan. Ben size bir maddeden bahsettim Yetkisiz kişiden iyi niyetle hakkı iktisap eden kişinin iyi niyeti korunmaz dedim. Eğer mirasçıların böyle bir hakkı varsa, sen haksızsın. Mirasçıların böyle bir hakkı yoksa yayınevi haksız. Dolayısıyla yapmış olduğu iş korsan.

... Mahkeme bitmeden bu kitabın yayın hakkını satıp ve bir yayınevi de alıp bunu bastı.

Av. Dr. Cahit Suluk: Verememesi gerekir. Ama işte söylüyorum size kuralı soyluyorum Yani. çok açik.

1995 tüzel kişi hüseyın beyin sorusuna geliyorum. 1995 den once tüzel kişiler eser sahibi olabilir mi? Hayır, 1952 tarihli yasamız halen yürürlükle olan yasamız o gun de eser sahibinin, eser sahipliğinden kastım nedir biliyor muşunuz? Mali ve manevi hakların tamamını içeren bir eser sahipliğinden söz ediyorum. Bu hak. Kara Avrupası ve Türk hukukunda daima eser meydana getiren gerçek kişiye aittir. Borçlar Kanununda bir özel düzenleme var. onu bir tarafa koyalım. Onun haricinde 5846 sayılı yasanın (FSEK) temel prensibi budur ve bu prensip Üzerine oturur. Eğer siz eser sahibini, falanca yayın evine devrettim dediğinizde, artik eser sahibinin adı. yani o kitabın yazarı sızin yayınevinıizde olacaktır. Böyle bir şey yapabiliyor musunuz? Hayir, yapamazsınız. Bu Amerika'da farklıdır Bakınız. Amerika'da eser sahibi tüzel kişi olabiliyor. Bizde patentle, markada ve tasarımda da tüzel kişi hak sahibi olabiliyor, ama lelif haklarında eser sahibi kesinlikle bir gerçek kişidir, hiçbir şekilde bir tüzel kişi eser sahibi olamaz. Eser sahibi mali haklari devralabilir, işçi. işveren ilişkisinde malı haklann sahibi işverendir Bunların hepsi doğrudur, ama bir butun olarak eser sahibi işveren olamaz.

FSEK 52 nci madde ve işlenmeler meselesine gelince; şimdi orada bir ayırma gitmek gerekiyor. Eğer siz islenmelerde bizim yayınevine aittir diye bir sözleşmeye koyduysanız, bir sürü işlenme var. FSEKİn 6. maddesinde 11 tane bent var. Tercüme bunlardan sadece bir tanesi, siz derseniz ki yabancı dillerde yayını,

S.27* yayınevime aittir, bu yeterli Yoksa falanca. falanca. bilmem Esperanto dilinde de bana aittir. bunu $aymanıza gerek yok. Ama sadece işlenme bana ait dedıgınizde sıkıntı olabilir. Büyük ihtimal de olacaktır. Hangi tûr işlemeler, yani bunun derlenmesi, bir küllyat haline getirilmesi gibi. bunları da saymanızda yarar var diye düşünüyorum. Evet. Evet, süresiz olarak. Diyebilirsiniz tabi Süresiz olarak veya sure ise suresini belirtmeniz gerekiyor. Çunku 52 madde, süreli mi. suresiz mı konuların neler olduğu, bunları tek tek yazacaksın diyor. Yargıtay bu hukmu çok sert uyguluyor. Siz arabanızı sattınız, ne kadar sureligine sattiniz, yani devrettiniz. Suresiz. Gayrimenkulu sattınız. suresiz. O başka birşey sizin dediğiniz. uygukamaya. gelecek olursak, ben buradaki benim açıklamalarim ve gelen sorular çerçevesınde. kafanizin karıştığını tahmin edebiliyorum. bunun ıkı nedeni var. Bir. yasa bunu tebligımı sunarken de bahsetmiştim, net değildir. Mesela hanımefendi soruyor, diyor ki, % 30 porsiyonunu mu alabilirim. İşte 100 tane şiirden diyor 50 sini mi alabilirim, 30 unu mu, hayır böyle bir cevap yok. Çok yuvarlak ifadeler var. Eskiden kolaydı işiniz biraz daha kolaydı. Bir kitabı fotokopi yaptırabilirsiniz tek başınıza, yani kitabı bireysel kullanım için bir nüsha 38 inci maddeye gore. bir nüsha olarak kullanabilirdiniz. Bugün öyle degil Yuvarlak laflar getirildi ve ne kadar fotokopi, yanı bir Öğrenci acaba kitabın ne kadarını fotokopisini alabilir veya bir araştırmacı kitabın ne kadar fotokopisini alabilir. Bu belirsiz. Her somut olaya göre mahkemeler buna karar verecekler. Birincin bu. ikincisi uygulamadaki karmaşa, yanı size net cevaplar veremiyorum onun için. uygulamada yanı bir mahkeme başka bir şey söylüyor, obur mahkeme başka bır sey söylüyor, Yargıtay başka bir ses çıkartıyor. Bu kadar şeyin içerisinde sız benden matematik formülü gibi, iki kere ikinin dort ettiğini soyleyin diyorsunuz, bu mümkün değil. Bunu yaptığım anda, baltayı taşa vurmuş olurum. Sizi kandırmıs olurum. Yanı uygulama çok karışık.

Bakıniz birtakım kurallar var. yanı belli şeyler var. mesela 52 no madde aleyhinize net bir şekilde uygulaniyor Bunu soyleyebilirim size. ama mesela 40 yıldır butun haklari devrettim diye bir sözleşme var. 40 yıl sonra tuttu mirasçı size dava açti. bunu kazanma İhtimaliniz yüksek, ama kitabımda yazıyorum, diyorum ki ben boyle bir sözleşme geçersizdir diyorum, gerçekten de geçersizdir. Peki, nasıl kazanıyorsunuz bu davayı o zaman!' Bu sözleşme geçersiz olmasına rağmen, çünkü uzun süre sessiz kalındığı için, taraflar da edimlerini ifa ettikleri İçin, yani öbürü telifîni almış, beriki parasını ödemiş, yayınını yapıyor, bir problem yok. Yargıtav diyor ki, buna dokunmayalım artık. Yorumunu bu şekilde yapıyor. Gelelim antolojı. bunun herhalde cevabını vermiş oldum, yanı net şeyler yok üzgünüm.

S.28* Melih Güçlü:Çözüm yayıncılık limited adına sorum olacak. Borçlar Kanununda yanilmiyorsam bir de neşir sözleşmesi var. Ayrıca Borçlar Kanununda aynı zamanda tüzel kişilik de Olabileceğini belirtiyor. bu çelişkiler acaba yeni çalışmalarda giderilecek mî? Neşir sözleşmesini yayıncılar ne derece dikkate almalı' bu fikir ve sanat eserleri koca bir kanun ortada dururken, başka bir kanunun bir maddesi evet, sorum bu. Teşekkürler.

Av. Dr. Cahit Suluk: Bu soru Hüseyin beyin sorusuyla ortöşüyor Simdi cevap verme fırsatı buluyorum. Gerçekten borçlar Kanununda böyle bir düzenleme var. Yanı tüzel kişi de eser sahibi olabilir gibi bir anlam cıkan 385. madde var. Ama iste o eseri meydana getiren. toplayan, onu düzenleyen böyle ifadeler var orada. Yani siz gidiyorsunuz, para veriyorsunuz, bana şunu yap değil, plan ve projesini sîz oluşturuyorsunuz. Ondan sonra o kişiler o eseri meydana getiriyorlar ama sizin konturolünüzde meydana geliyor, işte o zaman eser sahihi siz gerçek veya tüzel kişi oluyorsunuz. Borçlar Kanunundaki düzenleme biraz da böyle bir şey. onun için mesela uygulamadaki kararlara baktığımızda, bilirkişi raporlarına baktığımızda, mesela büyük bilgisayar programları var, bilgisayar programı bir eserdir. Yani şimdi Microsoftun Windows programını yüzlerce belki binlerce programcı bir araya gelerek meydana getiriyor. Eser kimindir? Bunların toplamı Tamam da, bu çözüm değil ki. İşte bu tür durumlarda Yargıtay bizim Türk mahkeme uygulaması. Böyle büyük bir kişi topluluğunun değil de böyle çok sayıda kişinin bir araya gelerek meydana getirdiği eserlerde bunları bir araya getiren ve onlara bu görevi veren, planı, projesi dağıtan kisi eser sahibidir diyor. Bunların toplamı değil de. o planı ve programi yapan eser sahibidir böyle bir yorum yapıyor. Ama gerçekten FSEK ile Borçlar Kanunundaki bu çelişkinin giderilmesi gerekiyor. Ben bunun atlandığını düşünüyorum açıkçası. Nicin? Çünkü yasa cok laubali bir şekilde kaleme alındı Yani mürekkep yalayan hukukçulardan ziyade, Ankara'daki bürokratlar hazirladıgı için bu sonuçlarla karşılaşıyoruz diye düşünüyorum. Bürokrat bir taraftan bir madde koyarken, öbür taraftan 9 tane tuğlayı yerinden oynatıyor. Hukukçu olmayan bunu bilemez. O kısımları da bilen bir hukukçunun bunu kaleme alması gerekiyor. Sorun biraz da oradan kaynaklanıyor gibi geliyor bana.

Başkan: Hocam bir 10 dakika zamanımız var Bir soru daha alalım isterseniz. Buyurun.

Günel Altıntaş:Çok önemli bir şey var. Mesala bugün Türkiye'de diyelim ki yoğurt yemekleri diye bir kitap yok. Ben tuttum yoğurt yemekleri diye bir kitap yaptım Satmaya başladı, Efendim geliyorlar, çağırıyorlar, ya sen yoğurt yemeği bilmiyor

S.29* musun, bu tarif yaz filan. 10 tane daha yogurt yemeği kitabı çıkıyor. Yahut sirkeli yemekler diyelim, bugüne kadar böyle bir şey yok. Ben gidiyorum sirkeli yemekler diye bir kitap yapıyorum. Hemen arkasından geliyor ya bunlar iyi satıyor, hadi bakalım sirkeli yemekler diye. halbuki o buluş benim buluşum yani yogurt yemekleri, yahut da sirkeli yemekler, yahut da bilmem ne varsa. onu ben bulmuşum, eserlerim şimdi yazım kılavuzum var. Yazım kılavuzumda ben yanlış kelimelerin üzerini çizip, altlarında doğrularını göstererek yepyeni bir metotla bir şey yazdım. Bereket tutmadı, tutsaydı şimdi korsanlarla başımız beladaydı. Ama beni koruyan bir hüküm yok. Bu mutlaka konması lazım bu kanuna. Eğer yani Ticaret Odası olarak böyle Kültür Bakanlığıyla bir teşebbüste bulunulacaksa, bunu söylemiş olayım, çok teşekkür ederim.

Av. Dr. Cahit Suluk: Şimdi bu tabii, telíf hakları yasasıyla uluslararası arenada da korunmuyor. Buluşları biz patentle koruyoruz, ama buluşun teknik bu sorunla ilgili olması gerekiyor. Teknik bir sorunla ilgili değilse, buluşlar korunmuyor. Amerika'da İş yapma yöntemleri diye business method patent yeni bir koruma modeli devreye girdi. Ama Kara Avrupası ve Türkiye bunu kabul etmiyor. FSEK.le ne korunuyor onu söyliyeyim sizlere. Fikirlerin ifade ediş şekli korunur. Fikirlerin kendisi korunmaz. Bunu ifade etmek isterim. Bu nettir, hem TRIPS'te geçer, uluslararası bir anlaşmamız var. Hem de Paris Anlaşmasında 1883 yılında ifade edilmiştir, fikirlerin kendisi eger o fikir buluş niteliğinde ise ve teknik bir alana aitse, o zaman patent yasası ile korunur. Telif hakları yasası ile fikirlerin ifade ediliş şekilleri (expressions) korunur. Herkes İstanbul'la ilgili bir şiir yazabilir, ama hiç kimse Yahya Kemal Beyatli’nın İstanbul'la ilgili şiirlerinin mısrasını kendisine mal edemez, mesele budur.

Başkan: Peki.

…: Farklı bir ebat buluyorsunuz, aşağı yukarı benziyor Günel Beyin söylediğine.Siz onu yayınlıyorsunuz, bir sure sonra, ya da o kitabı o haliyle sizden alabiliyor ve başka bir yayın evine verebiliyor. Ama sizin çok emeğiniz var burada, şimdi burada komşu hakları girmesi lazım.

Av. Dr. Cahit Suluk: Yo. yo komşu hakları değil. Haksız rekabet Şimdi siz düzenlediniz, ama. yazarın kitabı.

Av. Dr. Camit Suluk: Siz kitaptaki düzenleme şekillerinden mi bahsediyorsunuz?

…: S.30* Kitabı her şeyiyle, redaksiyonunu yaptınız, işte editörlüğünü yaptınız, düzelttiniz, yani normal kitap haline getirdiniz, belki farklı bir ebatla farklı bir ölçüde, ama aynı yazar onu aldı. 2 sene bastınız, .3 üncü sene aynı haliyle verdi, yani eski müsvedde dosyasıyla vermedi. Sizin düzenlemiş halinizle verdi oraya. Sizin bir hakkınız olmuyor burada, yayınevinin hiçbir hakkı olmuyor. Ama buna da işte komşu haklar, yayıncının demin söylemiştim, yani yaymaların da haklarını koruyan bir şekilde onun korunması lazım ama sekillendiremedik, ben uzun süredir bu şartlar üzerinde duruyorum.

Başkan: Hocam sizin son sözlerinizi almadan Yelda Hanım orada bir işarette bulunuyor, isterseniz çok kısa.

Av.Yelda Dikmen Uras: Haklı olduğu nokta şu. kanunda meslek birlikleri tanımlanırken, içinde yayıncılara atıf var, süreli olmayan yayınları çoğaltan, basanlar diye sadece meslek birlikleri fakat haklar bakımından hiçbir yerde görülmüyorlar. Zannediyorum sayın meslektaşım katılıyor bana. Büyük sıkıntı burada. Kanunda ya eser sahipleri, ya komşu hak sahipleri var. Komşu hak sahipleri çok sınırlı sayılmış ve bu da genelde müzik eserleriyle ilgili, sizleri sanki fonogram yapımcıları gibi, hanımefendinin söylediği gibi, onlar da işte enstrüman çalamıyor, eser besteci, güfteciyi bir araya getirip, yapım yapıyorlar, sizde bir anlamda yapımcısınız, yayıncılık gibi benim geçen bir kaç ay önce 1 turizm Bakanlığına bir raporumda önerim bu oldu. Komşu hak. bağlantılı hak sahipleri arasında yayıncılar da eklenmeli, çünkü yayıncıların eser sahibi olmaları mümkün değil, bu kanunun temeline aykırı oluz. Dolayısıyla haklarının korunabileceği yegane yer. bağlantılı hak sahibi, komşu hak sahibi oluşlarıdır. Teşekkür ederim.

Başkan Biz teşekkür ederiz. Peki. arkadaşımız bir ilave yapmak istiyor.

Ergun Kocabıyık: Kabalcı yayınevinden, editör ve çevirmen olarak çalışıyorum. Şimdi yayıncı dedigimizde. bizim sektörde aslında aklımıza ilk gelen şey yayınevi sahibi, yayınevi sahipleri her zaman yayıncılık faalıyetinin bizzat içinde olan insanlar olmuyor. Bir sermayedar oluyor, onun dışında orada uzman kişiler çalıştırıyor, çogıı kere de kitabın yayınlanmasıyla ilgili teknik meselelere hiç karışmıyor, dolayısıyla burada o işleri yapan, hanımefendinin de ıfade ettiği editör ve redaktörler ve çok kez yaşıyoruz, bir çevirmen çevirisini getiriyor bana. ben o kitabın edisyonunu üstleniyorum. redaksiyonunu üstleniyorum, çevirisini kontrol ediyorum. Çevirinin büyük ölçüde eksiklerle. yanlışlarla dolu olduğunu görüyorum, çeviriyi bazen yeni baştan yapmak durumunda da kalıyoruz veya büyük ölçüde değiştirdiğimiz oluyor

S.31* ama bu düzeltilmiş haliyle yayınlandıktan sonra bunun hakları başka bir yayınevine geçtiği zaman aynı metin yeniden yayınlandığında orada adında o editörün veya redaktörün emeği hiçbir şekilde korunmuyor, çünkü belki de bilmiyorum yasada hak belirlenmediği için bu doğuyor ama, sorunlardan bir tanesi yayıncılıkla, editörlerin ve redaktörlerin çevirilere veya telif eserlere yaptığı önemli katkıların korunmuyor olması Bu sanıyorum sorun.

Başkan: Peki. çok teşekkür ederiz. Hocam son toparlamayı bir yapalım müsaadenizle.

Av. Dr. Cahit Suluk: Evet. Benim son söz olarak sizlere söyleyebileceğim, yayıncıların konuşmamın başında da belirttiğim gibi. herhangi bir alanda değil, telif hakları alanında faaliyet gösterdiği, bu alandan ekmek yediği. Bunun hukukun diğer alanlarından farklı şekilde düzenlendiği, özgün bir yasa ile düzenlendiği, bu özgün yasanın yayıncı penceresinden bakıldığında, hiç de iç açıcı olmadığı, bugün itibariyle, bunları belirtmek isterim sizlere. Çözüm önerilen arasında belirttiğim gibi. meslek birliği, yani bu kadar çok meslek birliği içerisinde var olan meslek birliğini güçlendirmek, mümkün değilse, yenisini kurmak, ikincisi, hakikaten kendi kanununuzu yapmanız, gerekiyor, yanı bugün bir bankaya gittiğinizde, önünüze bir kredi sözleşmesi koyduklarında, onlarca sayfa ve karınca yazısı ile bunu yapıyorlar. Hukukçularına danışıyorlar, ayrıntılı bir şekilde sizi her şeyiyle bağlıyorlar ve bu sözleşmeler geçerli. Genel İşlem şartları yasası diye bir yasa yok Türkiye'de. Size bunu dayatıyor ve tüketicilerin aleyhine de bu sözleşmeler daha sonra kullanılıyor. Benzer şekilde siz de kendi sözleşmenizi yapıp bunu yazarlarınıza ve ilişki kurduğunuz diğer kişilere imzalatabilirsiniz, bu sizin elinizde olan bir şey. Çünkü güç sizin elinizde bu anlamda. Orada dikkat edeceğiniz husus, telif hakları yasasındaki emredici kurallara aykırı olmayan hükümleri koymak gerekir. Yanı yedek hukuk kuralları dediğimiz hukuk kurallarıyla kendi lehinize olan hükümleri koymanız gerekir. Üçüncüsü biraz önce burada bir arkadaşım da ifade etti. Hakikaten bağlantılı haklar arasında neden yayıncılar yok? İlginç, bir soru ve bunun üzerinde kafa yorulması gerektiğini düşünüyorum. Dördüncüsü, Türkiye'de sinema kanunu kabul edildiyse, bir de yayıncı kanunu çıkması gerektiğini yine vurgulamak istiyorum, alt yapısının hazırlanması gerekir. Sabrınız için teşekkür ediyorum.


Continue reading this ebook at Smashwords.
Download this book for your ebook reader.
(Pages 1-29 show above.)